2000'li yılların başıydı. Kürt sorununun çözümüne ilişkin resmi kaynaklardan edindiğim 70'in üzerinde rapor masamda birikmişti. Raporlarda hem devlet hem de Kürt siyasetçilerin değişmeyen politikaları yüzünden sorununun aslında nasıl çözümsüz bırakıldığı anlatılıyordu. İki taraf da kendi siyasal pozisyonunu koruyordu. Bu nedenle Kürt meselesi zamanla bir çözüm alanı olmaktan çıktı, herkesin kendi mağduriyetini yeniden ürettiği bir siyasal alana dönüştü.
Bugün mevcut siyasal iklim, Kürt sorununun artık yalnızca devletin ne yaptığıyla açıklanabilecek bir mesele olmadığını gösteriyor. Sorun, Kürtlerin ne yaptığıyla, hatta Kürt siyasetinin kendi halkına ne yapmadığıyla da ilgili. Mesela Kürt meselesinde aşiret yapıları, toprak ilişkileri ve yerel güç odakları neredeyse hiç tartışılmadı.
★ ★ ★
Ahmet Türk'ün son konuşması bu açıdan önemli. Konuşmanın önemli bir bölümü 12 Eylül yargısı, 1994 tutuklamaları, kimliğin inkârı, geçmişte yaşanan mağduriyetler üzerine. Terörsüz Türkiye için devlete yönelik beklentilerini anlatıyor. Devletin ne yapacağını, yol haritasını soruyor ama bu konuşmada Kürt siyasetinin yol haritası nedir sorusunun cevabı yok. Kürt siyasetinin kendi özeleştirisi hiç yok.
Mesela şu soruları kendilerine hiç sormuyorlar: Kürt siyasetinin son kırk yıldaki hataları, PKK'nın Kürt toplumuna verdiği zararları, Aşiret yapısının demokratikleşmenin önündeki etkileri, bölgenin ekonomik geri kalmışlığında bölge elitlerinin payı...
Türk'ün bir yanda "kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor" ifadesi, diğer yanda "geniş topraklara sahip bir ailenin çocuğuyum" vurgusu da hayli düşündürücü.
Çünkü Kürt siyaseti, birini anlatırken diğerini hep görünmez kıldı. Devletle hesaplaştı ama bölgedeki yerel tahakküm ilişkilerini uzun yıllar siyasal eleştirinin dışında bıraktı. Mardin'de, Diyarbakır'da, Van'da ve Şırnak'ta büyük topraklara sahip Kürtlerin, kendi halkı üzerindeki tahakküm ilişkileri hep yok sayıldı.
★ ★ ★
Eğer Kürt sorunu sadece devlet ile Kürtler arasındaki bir sorun olsaydı, Ahmet Türk gibi bölgenin büyük toprak sahipleri, aşiret reisleri ve yerel güç odakları neden onlarca yıl boyunca kendi toplumsal yapılarını dönüştürmek için ciddi adımlar atmadı Neden bölgedeki eşitsizlikleri, bağımlılık ilişkilerini ve aşiret düzenini sorgulayan güçlü bir siyasal dönüşüm hareketi ortaya çıkmadı
Bunları soruyorum çünkü Ahmet Türk'ün ifadeleri, bireysel bir çelişkiden çok daha fazlası. Kendi kişisel tarihi onun bugüne kadar hiç tartışılmayan ağalık, aşiret gibi güç ilişkilerini daha da görünür kılıyor. Oysa siyaset dediğimiz şey; kendi üretim biçimini de açıklamak zorundadır. Sürekli üretilen, hiç değişmeyen ve hep tekrarlanan mağduriyet bu zorunluluğu ortadan kaldırmıyor. Sadece erteliyor. Kendisini sorulardan, eleştiriden muaf tuttuğu sürece de Kürt meselesi farklı biçimlerde devam edecek.

12