Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden olan ve görevden alınarak yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, "Kürdistan'ın bir takımı Süper Lig'e çıktı" paylaşımına gelen tepkiler üzerine dikkat çekici bir açıklama yaptı:
"Kürdistan dediğimiz zaman sadece Kürtleri kastetmiyoruz. Burada Süryani'si, Ermeni'si var, Arap'ı var... Bunların hepsi Kürdistani halklardır."
Bu söylem aslında Türkiye'de Kürt siyasetinin söylemle niyeti arasındaki çelişkiyi, yeniden görünür hale getirdi.
Çünkü Kürt siyaseti uzun zamandır kendi kurduğu üst kimliği meşru görürken, benzer bir üst kimliği Türkiye için kabul etmekte zorlanıyor.
★★★
Ahmet Türk'ün ifadesiyle "Kürdistan" artık yalnızca etnik bir tanım değil; çok kimlikli, kapsayıcı bir üst aidiyet gibi sunuluyor. Süryani de içinde, Ermeni de Arap da...
Peki aynı yaklaşım neden Türkiye için geçerli değil Farklı etnik ve dini toplulukları içine alan Türkiye'nin üst kimliğine neden itiraz ediliyor
Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yalnızca Türkler yaşamıyor. Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkesler, Süryaniler, Ermeniler ve daha birçok topluluk aynı ülkenin yurttaşları olarak birlikte yaşıyor.
O halde "Kürdistan" denildiğinde bunun yalnızca Kürtleri ifade etmediği söyleniyorsa, aynı şekilde "Türkiye" kavramının da yalnızca etnik Türklüğü ifade etmediğini kabul etmek gerekmez mi
İşte Kürt siyasetinin çözemediği temel çelişki burada başlıyor.
"Kürdistani halklar" denildiğinde çoğulculuk savunuluyor... Ama "Türkiye" için aynı çoğulculuk baskı olarak görülüyor.
Elbette geçmişte devletin resmi ideolojisinin Kürt meselesinde ağır hatalar yaptığı inkâr edilemez.
Ancak bugün tartışılması gereken mesele, geçmişin yanlışlarını tersine çevrilmiş yeni kimlik hiyerarşileriyle yeniden üretip üretmediğimizdir.
★★★
Ahmet Türk'ün kullandığı dil de sorunlu: "Bunu (Kürdistan) kabullenmek lazım. Kabullenmezseniz hiçbir zaman bu ülkede barışı sağlayamazsınız. Kardeşliği gerçekleştiremezsiniz." sözleri demokratik bir iknadan çok siyasal bir şart cümlesi gibi duruyor.
Barış, bir tarafın kendi kavramlarını diğer tarafa kabul ettirmesiyle kurulamaz.
Çünkü gerçek barış, farklı aidiyetlerin birbirini teslim almadan birlikte yaşayabilmesidir.
Demokrasi, yalnızca kendi kimliğine değil, başkasının ortak aidiyetine alan açmaktır.
Ama buradaki asıl mesele mağduriyet üzerinden kurulan siyasetin, zamanla baskın otoriter bir güce dönüşebilmesidir.

8