Dünya Kupası denildiğinde aklımıza genellikle goller, yıldız futbolcular ve milyonlarca dolarlık organizasyonlar gelir. Oysa bu yıl turnuvanın en etkileyici hikayelerinden biri küçük bir Amerikan kasabasında, diğeri tribünlerde yaşandı. Ve ikisinin de futbolla ilgisi neredeyse yoktu.
Kansas'ın Lawrence şehri Cezayir Milli Takımı'nın kamp merkezi olarak seçildi. Bu karar, yerel ölçekte sıradan bir organizasyondu. Fakat Amerikalı siyasetçi-yazar Adam Kinzinger, bunun hiç de sıradan bir organizasyon olmadığını, ülkesinde medyanın ve siyasetin sürekli pompaladığı nefret, kutuplaşma ve yabancı düşmanlığının bu kasabanın misafirperverliğiyle nasıl kırıldığını anlatan nefis bir makale kaleme aldı.
★ ★ ★
Kinzinger'in kasaba olarak tanımladığı Lawrence, Amerika'nın orta yerinde, aslında küçük bir üniversite şehri. Cezayir Milli Takımı'nın kamp merkezi olarak seçilince Lawrence halkı, dünya haritasında yeri bilinen ama muhtemelen tanımadıkları bir ülkenin, Cezayir'in hikâyesine birdenbire dahil oldular. Mağaza vitrinlerine Cezayir bayrakları asıldı. Sokaklarda Cezayirlilerin yeşil formalarını giyerek gezdiler. Bir hafta içinde neredeyse tüm şehir yeşile büründü.
Karşılama bununla da bitmedi.
Kansas Üniversitesi'nin bando takımı günler boyunca gizlice Cezayir Milli Marşı'nı çalıştı. Böylece Cezayirli oyuncular antrenman sahasına çıktığında da onları tezahürat değil, kendi ülkelerinin marşıyla karşıladılar. Binlerce kilometre uzaktan, Kuzey Afrika'dan Amerika'nın ortasına gelmiş futbolcular şaşkındı çünkü modern dünyanın öğrettiğinin tam tersi Lawrence önce hoş geldiniz, sonra tanırız diyerek ne kadar önyargısız olduklarını gösterdi.
★ ★ ★
Aynı günlerde Dünya Kupası'nın başka bir köşesinde farklı bir sahne yaşanıyordu.
Maç bitmişti. Tribün boşalıyordu. İnsanlar çıkış kapılarına yönelmişti. Yere saçılmış bardaklar, ambalajlar ve pet şişeler kalmıştı. Dünyanın birçok yerinde nasıl olsa temizlemek için görevliler var diye kanıksanmıştır.
Ama Japon taraftarlar yerlerinden kalkmadı. Ellerindeki mavi çöp torbalarını açtılar. Etrafa saçılmış çöpleri topladılar. Koltukların altına eğildiler. Merdiven aralarını kontrol ettiler. Tribünlerde dolaşıp tek tek atıkları topladılar. Bu görüntüyü kameraya çeken Arap bir taraftar şaşkınlığını gizleyemedi. Kameraya dönüp adeta haykırıyordu: "Biri beni bunun normal olduğuna ikna etsin."

11