Yazar, iki çocuğun çok farklı yollar çizdiğini kıyaslayarak medyanın şiddeti görünür kılırken başarıyı geçici haber olarak sunmasının tehlikeli olduğunu savunuyor. Çocukların davranışlarının bireysel tercihten ziyade hangi dünyaya maruz bırakıldığıyla belirlendiğini iddia ediyor. Ama eğer toplumsal yapıdan çok, aileler arasındaki farklılık belirleyiciyse medya dilinin değişmesi yeterli olur mu?
Aynı yaşlarda iki çocuk.
Biri bir sınıfa silahla girdi, bir öğretmeni ve sekiz öğrenciyi öldürdü. Olayın ardından yaşanan müdahale sırasında kendisi de hayatını kaybetti.
Diğeri bir satranç tahtasının başında, yıllardır kırılamayan bir rekoru geride bıraktı ve dünyanın en genç süper büyükustalarından biri oldu.
Aynı çağın içinde büyüyen bu iki çocuk arasındaki fark, ilk bakışta bireysel gibi görünse de aslında çok daha derin bir yapısal ayrımı işaret ediyor.
Bu tür olayların ardından genellikle failin psikolojisi, aile yapısı ve geçmişi tartışılır. Ancak bu tartışmalarda genellikle sonuca odaklanıp, süreci yok sayıyoruz.
Oysa mesele bir çocuğun ne yaptığı değil, o eylemin onun için nasıl mümkün hale geldiğidir. Asıl sorulması gereken "neden yaptı" değil, "bu nasıl mümkün oldu" sorusudur.
Çünkü şiddet, bir anda ortaya çıkmaz, zamanla mümkün hale gelen bir seçenektir.
★ ★ ★
Okul saldırılarının ardından tehdit içerikli paylaşımlar nedeniyle çok sayıda çocuğun gözaltına alınması, şiddetin yalnızca fiziksel bir eylem olmadığını, dijital ortamda da üretildiğini gösteriyor.
Bu noktada sorumluluğu tek bir alana yüklemek kolaydır. Aile, okul, dijital dünya ya da sistem... Ancak gerçek daha karmaşıktır. Bir çocuk silaha erişebiliyorsa bu bir güvenlik açığıdır. Davranışsal değişimleri fark edilip yönetilemiyorsa bu kurumsal bir eksikliktir. Psikolojik destek yüzeyde kalıyorsa bu yapısal bir sorundur.
Hiçbiri tek başına belirleyici değildir, ancak hepsi birlikte belirleyici hale gelir.
★ ★ ★
Tam da burada medyanın kurduğu dil devreye girer. Silahlı saldırılar çoğu zaman failin hikâyesi etrafında anlatılır; geçmişi, yalnızlığı ve öfkesi uzun uzun konuşulur. Buna karşılık satranç gibi başarı hikâyeleri kısa süreli bir takdirle geçiştirilir, derinleşmez, çoğaltılmaz.
Birinde şiddet görünür kılınırken, diğerinde akıl ve disiplin hızla tüketilir. Böylece farkında olmadan bir denge oluşur: Şiddet dikkat çeker, başarı ise geçici bir haber olarak kalır.
Oysa çocuklar, neyi görürse onu öğrenir. Görünür olan, zamanla mümkün olana dönüşür.
★ ★ ★
Aynı günlerde gelen satranç haberi bu nedenle yalnızca bir başarı hikâyesi değildir. Yağız Kaan Erdoğmuş'un ulaştığı seviye, disiplinli bir yönlendirme sürecinin, sürekliliğin bir sonucudur. Bu tür başarılar, çoğu zaman "yetenek" başlığı altında anlatılır. Oysa asıl belirleyici olan, o yeteneğin hangi ortamda, hangi araçlarla ve hangi süreklilik içinde işlendiğidir.

3