Bir tarihçinin yarı cehaletle kavgası

Bazı insanlar söylediklerinden çok, neye tahammül edemedikleriyle de hatırlanır. Türkiye'de tarih denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan İlber Ortaylı da böyle biriydi.

Onun asıl meselesi çoğu zaman tarihten çok, tarihle konuşma biçimiydi.

Bilgisizliğe, yarı cehalete, işini hakkıyla yapmamaya, kayırmacılığa, görgüsüzlüğe karşı açık bir mesafesi vardı.

Fakat bu mesafe çoğu zaman yanlış anlaşıldı. Sertti ama öfkeli değildi. Sabırsızdı ama kaba değildi. Hatta çoğu zaman keskin bir zekânın ürettiği nüktelerle konuşurdu.

Ortaylı bazen sorulan soruyu düzelten, bazen ironiyle karışık yanıt veren ama her zaman öğretici olandı. Huysuz bir akademisyen gibi görünse de gerçekte bilgisizliğe değil, bilgisizliğin rahatlığıyla konuşulmasına itiraz ederdi.

★ ★ ★

Kamuoyunda sık sık ona atfedilen "Cahille sohbeti kestim" sözü de aslında onun düşüncesini tam olarak anlatmaz. Ortaylı bu ifadeyi düzeltirken meseleyi daha incelikli bir yere taşımıştı.

Ona göre asıl problem cahillik değil, yarı cahillikti. Bir konuşmasında bunu şöyle anlatıyordu: "Cahille sohbeti kestim halk şiirinden gelmedir. Yarı cahil ile sohbeti kestim demek gerekiyor. Onların belli sloganları vardır. Çünkü yarı cahil çekilmiyor. Cahil, tamamen cahilse iyi bir şeydir." Bu cümle ilk bakışta bir paradoks gibi görünse de Ortaylı'nın düşünce tarzını iyi anlatır.

Onun bu yaklaşımında doğrudan doğruya bir kültür ayrımı vardı. Cahil dediği insan, doğayla yaşayan, hayatın içinden öğrenen kişiydi. Bu yüzden sözü bir başka referansla tamamlıyordu. Nazım Hikmet'in tanımını hatırlatmayı severdi: "Topraktan öğrenip kitapsız bilendir." Ortaylı'ya göre bu tarif hoştu; çünkü gerçek cehalet, bilmemekten çok bilmeden hüküm vermekte ortaya çıkıyordu.

★ ★ ★

Ortaylı'ya göre tarih, herkesin keyfine göre fikir beyan edebileceği bir alan değildi. Dil bilmek, kaynak okumak, coğrafyayı anlamak, kültürleri tanımak… Ona göre tarihçilik ancak böyle bir emeğin sonucunda ortaya çıkabilirdi. Bu yüzden yüzeysel yorumlar, popüler sloganlar ve kulaktan dolma bilgiler onu rahatsız ederdi.

Tarihi eserler üzerine kendisiyle yaptığım bir söyleşi de söylediği şu cümle, onun tarih anlayışını da kişiliğini de anlatıyordu: "Her şey yerinde ağırdır." Bu söz basit bir deyim gibi görünse de aslında bir medeniyet fikrini anlatıyordu.