Yazar, işgalden kurtuluş sonrası Şuşa'nın başlattığı imar faaliyetlerini medeniyetin diriliş hikayesi olarak sunuyor. Bu iddiasını kişisel ziyaret deneyimi ve kültürel mirasın korunması argümanıyla destekliyor. Ancak "yeniden doğuş" söylemi, çatışma öncesi dönemin karmaşık tarihi katmanlarını tek bir anlatıya indirgemiyor mu?
Uzun yıllar boyunca Ermenistan işgalinin gölgesinde solan Karabağ, bugün yeniden büyük bir imar ve ihya faaliyetine sahne oluyor. Karabağ'ın kalbi sayılan Şuşa ise küllerinden doğmaya hazırlanan bir şehir konumunda.
2023 yılında Bakü'de düzenlenen Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali vesilesiyle Şuşa'yı ziyaret etme imkanı bulduğumda, bu yeniden doğuşa bizzat tanıklık ettim. Sarp ve yokuş yollarını aşarak ulaştığımız şehir, bizi mis kokulu dağ havasıyla karşıladı. Yılların yorgunluğunu taşıyan yapılar birer birer ayağa kaldırılıyor, şehir adeta yeniden inşa edilerek geçmişin ihtişamına kavuşmaya hazırlanıyordu. İlk bakışta dahi, devlet eliyle başlatılan büyük imar seferberliğinin izleri açıkça hissediliyordu.
Şuşa'yı anlatan ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ile Şuşa Devlet Koruma İdaresi Başkanlığı'nın desteğiyle yayımlanan 'Aziz Şehir Şuşa' adılı bir kitap var elimde. Şuşa'nın çok katmanlı hikayesinin derinlemesine ele alındığı kitapta, şehrin kuruluşundan bugüne uzanan serüveni; coğrafi özellikleri, mimari mirası, zengin müzik geleneği, mutfağı, zanaatkarları ve edebiyatçılarıyla birlikte işleniyor. Aynı zamanda işgal yıllarının bıraktığı izler ve sonrasında gelen zaferle birlikte başlayan diriliş süreci de görseller eşliğinde gözler önüne seriliyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir şehir monografisi değil, aynı zamanda bir medeniyetin hafızasını taşıyan kıymetli bir kaynak niteliği taşıyor.
1752 yılında Karabağ Hanlığı'nın kurucusu Penah Ali Han tarafından sarp kayalıkların üzerine bir inci gibi yerleştirilen Şuşa, yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda Azerbaycan'ın ruhunu taşıyan bir hafıza mekanı... Doğanın cömertçe sunduğu güzelliklerle çevrili bu eşsiz şehir, tarih boyunca şairler, besteciler, mimarlar ve sanatçılar yetiştirdi; kültürün, musikinin ve zarafetin beşiği oldu.
Ne var ki Şuşa'nın kaderi, yalnızca ihtişam ve zarafetle örülmedi. Uzun süren işgal yılları, şehrin üzerine ağır bir sessizlik gibi çökmüş; bir zamanların yıldızı olan bu kadim yerleşim, ihmalin ve yıkımın içinde adeta inim inim inledi. Bakımsız bırakılan yapılar, terk edilmiş sokaklar ve suskunlaşan hayat, Şuşa'yı mahzunlaştırdı.

6