Hatırlıyorum da 90'larda müthiş bir "aile planlaması" propagandası vardı. Hastane duvarlarına iliştirilen afişlerde, ekranlarda ve gazetelerde "Bakabileceğin kadar çocuk yap." denilerek çekirdek aile özendiriliyordu.
Hafızam beni yanıltmıyorsa dönemin bazı gazeteleri kupon karşılığında prezervatif paketleri dağıtıyor, Şener Şen, Ayşen Gruda, Erdal Özyağcılar gibi oyuncuların rol aldığı reklamlarda ailelere bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları öğütleniyordu.
Toplumu çekirdek aile çıkmazına sokan "toplum mühendisleri"; çok çocukluluğu bir "yük" ve "köylülük alameti" olarak sunuyordu. Parlatılan steril çekirdek aile modeli, belki de geleneksel aile yapısını tarumar eden küresel bir projenin parçasıydı.
Zihinlere sızan bir başka sinsi silah daha vardı. Her köşede köpürtülen o meşhur "kaynana-gelin" çatışması... Kaynanalar; evin huzurunu bozan, despot ve sürekli entrika çeviren birer figür olarak karikatürize edildi. "İyi kaynana, kara toprak altında olur." yaklaşımı sergilendi.
Bu sistematik kötüleme, "Büyüklerle yaşamak yüktür, huzursuzluktur." algısını ilmek ilmek işledi. Kaynana ve kayınpederin varlığı "hizmet edilmesi gereken bir ağırlık" gibi sunulurken; onların sağladığı karşılıksız destek, çocuk bakımındaki bilgelik ve aileyi bir arada tutan manevi otorite görmezden gelindi. Aile büyükleri evlerden uzaklaştırıldı.
Bu planlı yalnızlaştırma giderek el yükseltti; bugün başka şeyler oluyor.
Hale bakın ki 'Anneler Günü'nü fırsat bilen bir beyaz eşya markası "annelik" kavramını sıradanlaştırıyor. Bir Alman markasının "Tam Bi' Anne Hikayesi" sloganıyla sunduğu ve büyük tepki çeken reklam filmi, bu zihniyetin ulaştığı son raddenin bir vesikasıdır. Evlat sevgisi ile evcil hayvan sevgisini aynı teraziye koyan, "Bende de iki tane var." diyerek nesil inşasını basitleştiren bu stratejik yaklaşım, toplumu ayakta tutan o son kaleyi, yani anneliği bir hobiye indirgeme çabasında!

5