Sessiz Zarafet

Bedir Acar
Bugün
31

Pablo Picasso'nun hat sanatını görüp, kendi resminde ulaşmak istediği noktayı İslam yazısının (hat sanatının) çoktan bulduğunu söylemesi boşuna değil. Çünkü hat, yüzyıllar önce yazıyla resim arasındaki sınırı ortadan kaldırmış bir sanat.

Peki bir yazıya bakıp da onu okumadan anlayabilir miyiz

Hat sanatının karşısında insanın aklına böyle bir soru geliyor. Çünkü burada harf, yalnızca bir harf değil; kelime de yalnızca bir kelime değil. Harfin biçimiyle sözün manası birbirine karışıyor. Yazı okunmaktan çıkıp seyredilen bir şeye dönüşüyor. Belki de hattın asıl büyüsü, gözden girip gönülde tamamlanmasında.

Şeyyad Hamza'nın asırlardır dilden dile ulaşan na'tını düşünelim:

"Senin aşkın kamu derde devadır Ya Resulallah

Senin katında hacetler devadır Ya Resulallah..."

Söylendiğinde kulağa, yazıldığında göze ulaşan bu mısralar, hat sanatında ikisini birden aşarak gönle doğru ilerliyor. Harfin kıvrımı, kelimelerin ritmi, boşlukların sessizliği, söylenen söze başka bir derinlik katıyor.

Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'ndeki "Sessiz Zarafet" sergisi de biraz bu duygunun peşinden gidiyor. Yaklaşık 90 hat eseri ve 200 tespihin yer aldığı sergide, klasik hat disiplininin bugünün estetik anlayışıyla kurduğu ilişkiyi görmek mümkün. On altı sanatçının celi sülüs, nesih, kufi, makıli, celi divani, ta'lik ve gubari gibi farklı yazı türleriyle ortaya koyduğu eserlerde biçimler değişiyor, renkler çoğalıyor, kompozisyonlar farklılaşıyor; fakat hattın özündeki ölçü ve mana duygusu kaybolmuyor. Zaten gelenek, bazen aynı sözü başka bir çağın diliyle yeniden söyleyebilmek demek.

Tespihlere gelince... Burada kendi adıma küçük bir itirafta bulunayım: Tespihlere özel bir ilgim, hatta tutkuyla bağlı olanları anlayacak kadar derin bir merakım olduğunu söyleyemem. Ama onları bir arada seyretmeyi hep sevmişimdir. İrili ufaklı taneler, farklı desenler, kehribarın sıcaklığı, mercanın kırmızısı, firuzenin serinliği; kuka, necef ve sedef... Yan yana geldiklerinde ortaya çıkan o renk cümbüşünü seyretmek bana her zaman güzel gelmiştir.

Hat ile tespihin aynı mekanda buluşmasına gelince... Biri harfi, diğeri taneyi işler. İkisinin arkasında da ölçü, tekrar, sabır ve incelik var. Serginin ardındaki isim; Mehmet Çebi'nin koleksiyonculuk anlayışının kıymeti de burada ortaya çıkıyor. Çünkü iyi bir koleksiyon yalnızca değerli parçaları biriktirmek değil, aralarındaki görünmeyen bağı fark edip bir kültür hafızasına dönüştürmek.