Bir dönem Türk televizyonlarında fırtınalar estiren Kurtlar Vadisi, sadece izlenme rekorları kıran bir yapım olmakla kalmadı; toplumsal ve siyasal hafızamıza attığı çentiklerle derin bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Bencileyin hiç izlememiş birinin bile sokaktaki yansımasından kaçamadığı dizinin tekrar bölümleri bugün hala yayında...
Kurtlar Vadisi'ni bunca popüler yapan neydi, bakalım:
Dizide yer alan karakterlerin gerçek hayattaki isim, makam ve tipolojilerle kurduğu birebir paralellikler, sıradan bir kurgunun çok ötesindeydi.
Daha da çarpıcı olanı; MİT çalışanı Kaşif Kozinoğlu gibi kilit isimlerin şüpheli ölümlerine benzeyen vakaların, henüz gerçek hayatta yaşanmadan önce senaryoda birebir (büyük benzerlikle) işlenmiş olmasıdır.
Tabi bu durum akıllara tek bir can alıcı soruyu getiriyor: Senaristlere içeriden birileri bilgi mi sızdırıyordu, yoksa bir dönem devletin ve çeşitli örgütlerin kılcal damarlarına kadar sızan FETÖ gibi yapılar, kendi algı operasyonları ve siyasi emelleri doğrultusunda senaryolara yön mü veriyordu
Bugün haber kanallarında hararetle tartışılan konulardan biri de bu.
Nitekim konunun yargıya taşınması ve dizi senaristlerinin 'bilgi sahibi' sıfatıyla ifadeye çağırılması, kurgu ile karanlık ilişkiler arasındaki çizginin ne denli inceldiğini açıkça gözler önüne seriyor.
Sinema ve televizyon, kullanmasını bilenler için atom bombası kadar etkili araçlarıdır. ABD, Hollywood eliyle bu silahı yaklaşık bir asırdır küresel hegemonyasını pekiştirmek için aralıksız kullanıyor.
Kitle iletişim araçlarının bu yönlendirici ve manipülatif gücünü bugün başka coğrafyalarda da net biçimde görüyoruz.
Örneğin; İsrail Kültür Bakanı Miki Zohar'ın, Gazze'deki sivil katliamını ve İsrail ordusunun işleyişini belgeleyen "NAZA" belgeselinin -ki yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor daha önce de Filistinlilerin haklarını savunan "No Other Land" filmine imza atmıştı- yönetmenlerini vatandaşlıktan çıkarmakla tehdit etmesi, sanatın ve sinemanın güç sahiplerini nasıl ürküttüğünün aşikar bir örneğidir.

27