Atalarımız, "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" derken aslında sadece bir silahın ortaya çıkışını değil, bir devrin kapanışını haber veriyordu.
Geçmiş zaman cenklerinde yalın kılıç mücadele; insanın cesaretini, gücünü ve karakterini doğrudan ortaya koyduğu bir sınavdı. Ancak top/tüfekle birlikte araya mesafe girdi. Göğüs göğse çarpışmanın getirdiği hayati risk, yerini uzaktan kumandalı yapay zeka silahlara bıraktı.
Bakınız, katil İsrail'in Gazze'de yaptıklarına... Bakınız, ABD-İsrail-İran füze savaşlarına...
Eskiden coğrafya kaderdi; bir dağa sırtını yaslar muhasaradan (kuşatmadan) kurtulurdun, bir nehir köprüsü ya zaferin müjdecisi ya da orduların mezarı olurdu. Çanakkale'den Hürmüz'e her boğaz, bir orduyu olduğu yere mıhlama gücüne sahipti.
Gerçi coğrafya bugün de tamamen 'sessiz' değil. Afganistan'ın sarp dağları, yakın tarihte Sovyetlerden Amerikalılara kadar pek çok emperyalist gücü geldiği gibi gitmeye mahkûm etti. Bugün de Hürmüz, bir "süper güce" hala geçit vermiyor. Fakat kabul etmeliyiz ki; fezada füzeler at koşturmaya başladığında, coğrafyanın belirleyici gücü yerini teknolojik dönüşüme bırakıyor.
SAĞLAM VE GÜZEL İNSANLARIZ
Şanlı tarihi zaferlerle dolu Türk ordusu, bugün, yeni dönemin kodlarını büyük bir ferasetle çözmüştür. Son yirmi yılda hava taarruz ve savunma sanayinde alınan mesafe, bu hazırlığın en somut ispatıdır. Türkiye'nin "Çelik Kubbe"si yeni nesil kabiliyetlerle her geçen gün daha da perçinlenmekte, milletler Türk'ün bu stratejik yükselişine gıpta ile bakmakta, iş birliği yolları aramaktadır.
Ancak bu maddi savunma hattı, arkasındaki manevi güçle anlam kazanır. Tam bu noktada, rahmetli Alev Alatlı'nın tespiti gelir aklıma:
"Hep söylerim; Türkiye'ye bir şey olmaz. Okyanuslar taşar Türkiye'ye bir şey olursa... Bizim unuttuğumuz şeyler var. Ne kadar büyük bir ulus olduğumuzu unutuyoruz. Tecrübeli, büyük... Sağlam ve güzel insanlarız."
Bu "sağlamlık", sadece fabrikalarımızdaki çelikten değil, genetiğimizdeki o sarsılmaz karakterden gelir. İsmail Habib Sevük'ün 'Yurttan Yazılar' adlı eserinde, 1919'da Fransızlar tarafından işgal edilen Antep'te ahalinin çıplak elle verdiği mücadeleyi anlattığı satırlar hem göz yaşartıcı, hem göğüs kabartıcıdır. Söz konusu vatan olunca, yokluklar içindeki Anadolu'da çocuklar bile birdenbire delikanlılaşmış, narin bacılar ve analar tunçtan bir iradeye dönüşmüştür.
Fransız yazar Victor Hugo, "Bir ölüme, bir de güneşe dik bakılmaz" demekte. Oysa Çanakkale'den Antep'e, Urfa'dan Medine Müdafası'na kadar Anadolu'nun her karışında destan yazan atalarımız, vatan uğruna serden geçip ölüme dimdik bakmamışlar mıydı

5