Hayatın kendisi ömürlük bir okuldur. Bu yüzden öğrenmenin belli bir yaşı, mekanı ya da zamanı yoktur. Bazen asırlar öncesinden gelen bir atasözü, bazen bir büyüğün öğüdü yolumuzu aydınlatır. Kimi zaman da bir romanın satırlarında, bir fotoğrafın karesinde ya da birkaç dakikalık bir filmin sahnelerinde önümüze yeni bakış açıları serilir. Sanat eserleri bu yönüyle okul içinde okul gibidir. Çünkü her sanat eseri, taşıdığı imgeler ve semboller aracılığıyla insanın ruh dünyasında ışıklı pencereler açar. Bir fotoğrafın dondurduğu an, bir filmin kurduğu metafor ya da bir romanın anlattığı hikaye, bazen uzun uzun yapılan açıklamalardan daha etkili biçimde hakikate temas eder.
İstanbul'da gerçekleştirilen eğitim temalı Eğitim-Bir-Sen 9. Uluslararası Kısa Film Yarışması ödül törenini izlerken aklımdan geçen ilk düşünce buydu. Eğitim-Bir-Sen'in yıllardır sürdürdüğü kısa film ve fotoğraf yarışmaları, eğitimi sanatla, sanatı eğitimle buluşturan önemli organizasyonlar arasında yer alıyor. Üstelik bu çalışmaların kısa ömürlü kalmayıp gelenekselleşmesi ve uluslararası bir niteliğe kavuşması ayrıca değer taşıyor. Çünkü nasıl ki "beşikten mezara kadar ilim" anlayışı öğrenmenin sürekliliğine işaret ediyorsa, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin de sürdürülebilir olması toplumların düşünce ufku açısından aynı derecede önemlidir.
Bu yılki yarışma bunun müşahhas bir örneğini ortaya koydu. Çin'den Arnavutluk'a kadar uzanan geniş bir coğrafyadan yaklaşık 300 film yarışmaya katıldı. Yönetmen ve senarist İsmail Güneş başkanlığındaki jüri; sinema yazarı Enver Gülşen, yönetmen Mutlu Kurnalı, yönetmen ve senarist Yeşim Tonbaz ile Anadolu Ajansı Sinema Atölyesi'nden Barışkan Ünal ve bendenizden oluşuyordu.
Yarışmada dereceye giren filmlerin ortak özelliği, eğitime yalnızca bir kurum olarak değil, insan hikayeleri üzerinden bakabilmeleriydi. Özellikle ikincilik ödülüne layık görülen Keşiş Yengecinin Kabuğunda filmi, günümüz eğitim anlayışına dair önemli bir sorgulama ortaya koyuyordu. Muhammed Emin Çırçır ve Mahmut Enes Şahin'in birlikte yönettikleri film, bireyleri hazır kalıplara sokmaya çalışan anlayışa karşı, her insanın kendi potansiyeliyle var olabilmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Filmin merkezindeki metafor, eğitimin görevinin çocuklara yeni kabuklar üretmek değil, onların özündeki cevheri keşfetmelerine yardımcı olmak olduğunu düşündürüyordu.
Birincilik ödülünü kazanan Kenan Karayağız imzalı Sesimi Duyan Var mı ise izleyiciyi farklı bir yüzleşmeye davet ediyordu. Filmde çocukların omuzlarına yüklenen sınav baskısı, deprem metaforu üzerinden anlatılıyordu. Deprem gibi fiziksel bir yıkım ile psikolojik bir yıkım arasında kurulan ilişki, günümüz eğitim sistemlerinin üzerinde yeniden düşünülmesi gereken yönlerine dikkat çekiyordu. Çocukların dünyasında sessizce büyüyen kaygının, kimi zaman görünmeyen ama derin etkiler bırakan bir sarsıntıya dönüşebildiğini çarpıcı bir sinema diliyle ortaya koyuyordu.

12