Geçenlerde bir grup gazeteci, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er ile aynı kahvaltı sofrasını paylaştık. Çaylar tazelenirken, sohbet ister istemez asrın felaketini yaşadığımız 6 Şubat sabahına ve sonrasındaki ağır yüke geldi. Malatya'nın yaşadığı trajedi, aslında biraz da "sessiz bir yıkımdı." Başkan Sami Er'in de içtenlikle ifade ettiği gibi; şehirde binalar ilk anda iskambil kağıdı gibi devrilmedi belki ama ağır yaralarla ayakta kaldı. Dışarıdan bakıp "Malatya ucuz atlattı" sananlar oldu. Oysa gerçek bambaşkaydı... O ayakta kalan ama ağır hasarlı binaların tamamı yıkılmak zorunda kaldı.
Son zamanlarda bazı belediyelerin adı yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla anılırken, sahada bilfiil iş üreten belediyelerin durumunu gözlemlemek önemli. Peki depremin yaralarını sarmaya çalışan Malatya'da süreç nasıl ilerliyor Sami Er'in aktardığı bilgiler, şehirde yürütülen altyapı ve imar çalışmalarının boyutunu ortaya koyuyor.
Başkan Er'in aktardığına göre, deprem sonrası şehir 36 bin kamyon hafriyattan temizlenmiş. Daha da önemlisi, molozların döküldüğü 10 milyon tonluk alanın yeşillendirilerek bir Millet Bahçesi'ne dönüştürülmesi planlanıyor.
Şehrin damarlarını yeniden inşa etmek için 35 milyar TL'lik dev bir altyapı bütçesi ayrıldığını, su kaybını önlemek için kentin 108 izole bölgeye bölündüğünü ve olası afetlere karşı Fırat'tan alternatif bir can suyu hattı çekildiğini dinledik kendisinden.
Konut ve ticaret kanadında ise çarklar dönüyor. 76 alanla Türkiye'nin en büyük rezerv alanına sahip olan kentte, TOKİ ve Emlak Konut eliyle 124 bin bağımsız bölümün tamamlandığı bilgisi veriliyor. Yeni kurulacak çarşıda "kümelenme modeli" ile eski esnaf kültürünün yaşatılması hedefleniyor.

11