Kudüs yüzlü sanatçıya veda: Süleyman Mansur

Bedir Acar
Bugün
11

Çileyle yoğrulmuş hayatlarını bir davaya vakfeden bazı sanatçılar vardır ki eserleriyle bir halkın hafızasını ayakta tutarlar.

Filistin modern sanatının büyük ustası Süleyman Mansur böyle bir sanat çınarıydı.

Ressam, heykeltıraş, yazar ve karikatürist Mansur, 79 yaşında, bir süredir tedavi gördüğü Doğu Kudüs'te hayata veda etti.

2024'te Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü vesilesiyle bir röportaj yapmıştım kendisiyle.

O gün karşımdaki yalnızca eserleriyle Filistin davasını anlatan bir sanatçı değil, yaşadığı acıyı hafızaya, kültüre ve umuda dönüştürmeye çalışan bir bilgeydi.

Mansur için sanat, yalnızca estetik bir uğraş değil, bir halkın kendisini dünyaya anlatma, geçmişini gelecek kuşaklara aktarma ve varlığını koruma biçimiydi.

Söyleşimizde bunu şu sözlerle anlatmıştı:

"İsrailliler ve Batı'daki birçok ülke, Filistin halkının varlığını inkar ediyor ve Filistinlileri insanlıktan çıkarmaya çalışıyor. Sanatımla, özellikle diasporada doğmuş olan genç nesil Filistinlilere zengin bir kültüre sahip olduklarını ve bununla gurur duymaları gerektiğini anlatmak istiyorum."

Bu sözler, onun sanatının özünü anlatmaya yetiyor.

Mansur, Filistin'i yalnızca savaşın, işgalin ve yıkımın içinden resmetmedi.

Filistin'i zeytin ağacında, portakalda, kadınların nakışlarında, köy hayatında, yaşlıların yüzlerinde, Kudüs'ün siluetinde ve toprağa tutunan insanın ellerinde aradı.

1973 tarihli "The Camel of Hardships" (Güçlüklerin Devesi) bu anlayışın belki de en güçlü sembolüydü.

Sırtındaki ağır yük altında ezilen yaşlı Filistinli adam, aslında bir halkın taşıdığı tarihsel yükü temsil ediyordu.

Yükün içinde Kudüs vardı; Kubbetü's-Sahra vardı.

Mansur, Filistin'i yaşlı ve yorgun bir adamın bedeninde kişileştirirken aynı zamanda o bedenin hala ayakta oluşuyla umudu da resmediyordu.

Onun sanatında 1948 Nekbesi'nin sembolü portakal ağacı, 1967'nin sembolü zeytin ağacıydı. Çünkü Mansur için toprak yalnızca üzerinde yaşanan bir coğrafya değildi; hatıranın kendisiydi.

Röportajımızda bunu daha büyük bir cümleyle ifade etmişti:

"Dünyaya ise Filistin halkı olarak adil bir barış arayan bir halk olduğumuzu vurgulamayı hedefliyorum. Hürriyet mücadelemizin haklı olduğuna ve uluslararası hukukun yanımızda olduğuna inansam da, dünya insanlarının kalplerine ve duygularına dokunmadan başarılı olamayacağımızı düşünüyorum."

Belki de onu büyük sanatçı yapan asıl taraf buydu.

Mücadelesini yalnızca sloganlarla değil, insanın kalbine dokunarak anlatmayı seçmişti.