Centilmenlik iyidir, hoştur da onun bile bir edebi olsa gerek...
Eski Türk-Osmanlı adab-ı muaşeretinde bugünkü centilmen erkek kavramını karşılayan en zarif ifade şüphesiz ki "çelebi" ya da "İstanbul efendisi" kelimeleriydi. Fakat şimdilerde sokaklarda, toplu taşıma araçlarında veya alışveriş merkezlerinde boy gösteren yeni nesil "centilmenlik" anlayışı, ne o eski zarafete sığıyor ne de akl-ı selim bir görgü estetiğine.
Bazen sokakta yürürken gözüm bir manzaraya takılıyor: Yanındaki kız arkadaşının, nişanlısının veya eşinin el çantasını taşıyan erkekler...
Dışarıda ağır bir pazar poşetini veya valizi yüklenip taşımak nezaketten öte zaten bir görev. Ama zarif bir kadın çantasının erkek tarafından taşınması son derece "eğreti" ve "absürt." Bu centilmenlik değil, en hafifinden yakışıksız bir görüntü.
Daha dün, genç bir adamda gördüm; sırtında kendi sırt çantası, elinde ise yanındaki kadının o minik, zarif el çantası... Bu manzaraya bin yılda bir rastlandığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ben bu trajikomik tabloya ara ara rastlıyorum ve bunu ne erkeğe ne de 'yanındaki adama' bunu reva gören kadına yakıştırabiliyorum. Ne yazık ki bu durum, her iki taraf adına da görgü kurallarını altüst eden kötü bir manzarayı teşkil ediyor.
Kafama takılan, aklıma yatmayan, terazinin tepetaklak olduğu bir başka husus...
Kimi anne-babalar, dayılar, halalar, teyzeler, küçük erkek çocuklarını severken veya onlara seslenirken (artık çocuğun neyi oluyorlarsa) "halacım, annecim, teyzecim, ablacım" diye sesleniyorlar. Küçücük bir erkek çocuğuna "ablacım" diye hitap etmenin ne alemi var Bunun sevgi gösterisiyle, şirinlikle ne alakası ne
Televizyon dizilerinde bile karşımıza çıkan bu dil karmaşası, aslında konuşma estetiğimizin bozulmaya başladığının göstergelerinden biri.
Genç erkeklerin sevdiği kızın çantasını taşıma hevesindeki o tuhaflık ile küçük erkek çocuklarına yönelik bu "ablacımlı, halacımlı" hitaplarımız, özünde aynı ölçüsüzlüğün farklı yansımaları.

8