Kabe'de Hacılar Hu Der Allah

Önce küçük bir dalga gibiydi, sonra büyüdü; yayıldı, çoğaldı, hatırlattı.

'Kabe'de Hacılar Hu Der Allah...'

Samsunlu hemşehrim Celal Karatüre ve arkadaşlarının sade yorumu kısa sürede geniş kitlelere ulaştı. Ne büyük bir sahne vardı ne de gösterişli bir prodüksiyon. Sadece içten bir ses, sahici bir eda...

Nasıl oldu peki

Refikimiz Ersin Çelik'in isabetle ifade ettiği gibi, insanın mayasını oluşturan o derin iç dünya kolay kolay silinmiyor. Ne kadar törpülenirse törpülensin, ne kadar unutturulmaya çalışılırsa çalışılsın, vakti geldiğinde yeniden filiz veriyor. Demek ki öz dediğimiz şey, uygun zamanı bekleyen bir tohum gibi.

İnsan bazen unuttuğunu sandığı şeylerle yeniden karşılaşınca, aslında hiç kaybetmediğini anlıyor.

İlahi sosyal medyadan taştı; okullarda, sokaklarda, evlerde, camilerde, çarşı pazarda yankılandı. Ramazan'ın manevi iklimiyle birleşince daha da anlam kazandı. Elbette bundan rahatsız olanlar çıktı.

Ramazan etkinlikleri üzerinden koparılan tartışmalar ise düşündürücü. Çocukların bir araya gelip paylaşmayı öğrenmesi, bir ayın kültürel ve manevi atmosferini tanıması neden birilerini tedirgin eder Gönüllülük varsa, baskı yoksa mesele tam olarak nedir

Okullarda farklı cinsel yönelim ve kimliklere dair farkındalık çalışmalarına itiraz etmeyenler, konu dini ve kültürel değerlerin aktarımına gelince birden "laiklik alarmı"na geçiyor.