İstanbul için opera vakti

Bedir Acar
Bugün
16

İstanbul'un mayıs havasına, AKM'nin o heybetli Türk Telekom Opera Salonu'nun kendine has büyüsü karışıyor. 17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali, bu yıl pusulasını önemli bir temaya çevirmiş: "Kadın Portreleri".

Festival bu temaya uygun bir eserle, İtalyan romantizminin melankolik başyapıtı Lucia di Lammermoor ile perdelerini açtı geçen hafta. Donizetti'nin notlarıyla hayat bulan eser, İskoçya'nın o sisli, feodal ve tekinsiz coğrafyasında, erkek egemen baskının dişlileri arasında ezilen bir kadının trajedisini önümüze seriyor.

Eser, birbirine düşman iki aile arasında sıkışıp kalan bahtsız Lucia'nın trajik öyküsünü merkezine alıyor. Lucia, ağabeyi Enrico'nun siyasi ve finansal çıkarları uğruna sevmediği bir adamla evlenmeye zorlanırken, kalbini ve sadakatini düşman ailelerin oğlu Edgardo'ya adamıştır. Ancak manipülasyonların, sahte mektupların ve feodal baskının kıskacında çaresiz kalan genç kadın, zorla evlendirildiği düğün gecesinde akli dengesini yitirir ve bir cinayet işler. Lucia'nın bu cinneti ve ardından gelen ölümü, arkasında sadece kanlı bir gelinlik değil, güç savaşlarının ortasında yok edilen masum bir ruhun feryadını bırakır.

Fransız rejisör Jean-Louis Grinda, bu ağır psikolojik yükü sade bir dekorla sahneye taşımış. Abartılı barok süslemelerin arkasına saklanmak yerine, karakterlerin içsel yalnızlığını büyüten minimal bir estetikle tasarlanmış. Dekorun bu sessizliği, Antonio Pirolli yönetimindeki orkestra ve Paolo Villa şefliğindeki koronun dinamizmiyle izleyenlere iyi bir seyir zevki yaşattı. Seyirciden gelen coşkulu alkışlar bunun en büyük tescili oldu.

Gecenin bir başka parlayan yıldızı, Lucia karakterini seslendiren soprano Hale Soner'in kırılgan ama bir o kadar da etkileyici performansıydı. Soner'in başarısı, tekniğin ötesine geçerek rolü adeta yaşayışında ve büyük bir duyarlılıkla yorumlayışında yatıyordu; bu yaklaşım karaktere unutulmaz bir derinlik katıyordu.