İki soygun bir arada

Dün bir dostumla öğle yemeğinde sömürgecilik üzerine konuşuyorduk. Söz, bugünün dünyasına geldi. Dostum, geçmişinde sömürgecilik bulunan ve Sanayi Devrimi'ni gerçekleştiren ülkelerin, o gün kurdukları düzeni bugün de farklı araçlarla sürdürdüklerini söyledi. Bankacılık sistemi, finans merkezleri, sermayenin güvenli limanları... İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu başlıkların aslında aynı hikayenin farklı parçaları...

Ortadoğu'da patlayan bir bomba yalnızca çevresini yıkmıyor; ekonomiyi sarsıyor, sermayeyi tedirgin ediyor, zenginleri paralarını daha güvenli gördükleri ülkelere taşımaya yöneltiyor. Böylece bir coğrafyada yıkım sürerken, örneğin İsviçre'de refah artıyor. Çünkü dünyanın huzursuz bırakılan bölgelerinde üretilen servetin bir bölümünün güçlü ülkelerin finans merkezlerine akıyor.

Tarihçilerin belirttiği gibi Sanayi Devrimi sadece bir teknoloji başarısı değil, dünyanın iliğini kemiğini sömüren devasa bir öğütücüydü.

Hasan Boyukara'nın Yitiksöz Dergisinin bu sayısındaki yazısının başlığı, meseleyi çarpıcı biçimde özetliyor: "Kolonyalizm: İki soygun bir arada; ekonomik yağma ve kültürel asimilasyon." (sayfa 289)

Gerçekten de sömürgecilik yalnızca toprağın, madenin ve emeğin yağmalanması değildi. Dil, kültür, hafıza ve kimlik de bu düzenin hedefindeydi. Bir halkın zenginliği kadar kendi hikayesini anlatma hakkı da elinden alınabiliyordu.

Sömürgecilik bitti mi

Sömürgecilik bitmedi, kılık değiştirdi diyebiliriz. Dün kaba güç vardı, bugün cep telefonlarını elimize verenler dünyayı beşik gibi sallıyor. Dün toprağı ve doğal kaynakları kontrol etmek önemliydi; bugün veriyi ve bilgiyi kimin kontrol ettiği de en az o kadar önemli. İşte "yeni nesil kolonileşme" tartışması tam burada başlıyor.

Duran Boz'un yayın yönetmenliğinde çıkan Yitiksöz, eylül-ekim sayısında bu büyük meseleyi bütün boyutlarıyla ele alan kapsamlı bir "Kolonyalizm Özel Sayısı" hazırladı.

548 sayfalık dergide