Huzuru nerede aramalı

Bedir Acar
Bugün
33

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanında geçen bir cümlesini unutamam: Huzur'u Nuran'da değil, içimde aramalıyım. Bu da ancak feragatle olur.

Belki de çağımızın en büyük meselesi budur. Dışarıda çoğalan imkanlara rağmen içeride derinleşen yalnızlık, artan iletişim imkanlarına rağmen eksilen hakiki temas ve her gün biraz daha hızlanan hayatın ortasında kaybolan insan... Oysa asırlardır tasavvufun anlattığı hakikat değişmemiştir: İnsanın asıl yolculuğu dış dünyaya değil, kendi içine doğrudur.

Tasavvufun seyr-ü sülûk dediği bu yürüyüş, bir yerden başka bir yere gitmekten çok bir halden başka bir hale geçmektir. Nefsin dağınıklığından kalbin huzuruna, gürültüden sükûta, benlik iddiasından hakikatin teslimiyetine doğru bir yol alış... Modern insan ise bu yolculuğu zorlaştıran sayısız meşguliyetin içinde... Tıklamakla bitmeyen sosyal medya akışları, ekran curcunası, sürekli yenilenen ve tüketilen görüntüler arasında insanın kendisiyle baş başa kalabileceği alanlar giderek daralıyor.

Mustafa Kutlu'nun bir kitabına ismini veren 'Kalbin Sesi'ni işitmek için gereken sessizlik, yerini kesintisiz bir uğultuya bırakıyor. Kutlu, insanın maddi dünyanın peşinden koşarken manevi yönünü ihmal ettiğini vurguluyor. Gidilecek yol, varılacak menzil belli iken yolcu perişan!

Bu düşünceler beni yıllar önce Türk Edebiyatı Vakfı'ndaki bir söyleşisinde tanıma imkanı bulduğum Afet Ilgaz'a götürüyor. Onu yalnızca bir romancı olarak değil, hayatı boyunca hakikatin izini sürmüş bir arayış insanı olarak hatırlıyorum. Daha sonra okuduğum Yolcu romanı ise onun bu iç serüveninin edebiyata yansımış hali gibiydi. Eser boyunca insanın kendisiyle karşılaşmasına, dönüşmesine ve yeniden kurulmasına tanıklık ederiz. Afet Hanım'ın yaşadığı fikrî ve manevi değişim, tasavvufun insan ruhunda açtığı yeni ufukları anlamak bakımından da dikkat çekicidir. Benzer bir dönüşümün kahramanı olan senarist, düşünür Ayşe Şasa'nın hayat hikayesi ise bugünlerde TRT tabii'de yayınlanan Ayşe dizisinde görülebilir.