Kabul edelim, bu yıl her zamankinden daha ışıklı, daha neşeli bir Ramazan geçiriyoruz. Çocuklar ilahiler eşliğinde teneffüse sevinçle koşuyor; sokaklar ve caddeler ışıl ışıl parlıyor.
Refikimiz Murat Özer, dünkü yazısına bu satırlarla başlamıştı.
Gerçekten de Millî Eğitim'in Ramazan genelgesi, bu mübarek aya çocuk cıvıltılarını da dahil edince bambaşka bir atmosfer ortaya çıktı.
Ramazan hem şahsi hem de cemiyet hayatımıza nasıl bir değer katıyor gelin biraz daha yakından bakalım.
Modern dönemde Ramazan'ı yeniden varoluşsal bir derinlikle ele alan en önemli isimlerden biri Sezai Karakoç'tur. Özellikle Samanyolu'nda Ziyafet adlı eseri, Ramazan'ı nostaljiye hapsetmeyen; aksine diriltici bir bilinçle yorumlayan metinler içerir.
Karakoç'a göre Ramazan:
- İnsanın on bir ay savrulduktan sonra kendine döndüğü aydır.
- Alışkanlıklara meydan okumadır.
- Ruhun ve bedenin bakımıdır.
- Toplumsal bağları güçlendiren bir diriliş zamanıdır.
Ramazan bekleme ayıdır. İftar beklenir, sahur beklenir. İnsan affedilmeyi bekler, mağfiret bekler. Oruç, insanın bağımlılıklarına karşı bir irade beyanıdır. Mesela güne kahvesiz başlayamayanlar, bırakın kahveyi, ağızlarına su bile süremez; tiryakiler iftara kadar beklemek zorundadır. Bu gönüllü bir zorunluluktur. İnsanın nefsine karşı direnişi, adeta bir "hodri meydan" deyişidir.
Ramazan, bireyi olduğu kadar toplumu da yeniden kurar. Aynı anda aç kalan, aynı anda oruç açan bir millet ortak bir zaman bilinci üretir. Bu, 'Müslüman saati' modern dünyanın dağınıklığına karşı güçlü bir birlik tecrübesidir.
Ramazan Biraz da Annedir kitabının yazarı, edebiyat tarihçisi Dursun Ali Tökel, Osmanlı'nın klasik dönemlerinden günümüze edebiyatı takip ederek dinin sosyal hayattaki değişim evrelerinin izlenebileceğini anlatır.
Ona göre, bir toplumda hayatın merkezi değişirse edebiyatın merkezi de değişir. Ramazan'ın Türk edebiyatındaki serüveni, işte bu değişimin en berrak aynalarından biridir.
Klasik dünyada (ve edebiyatımızda) Ramazan yalnızca bir ibadet zamanı değildi; bir medeniyetin ritmiydi. Şehir onunla aydınlanır, sokaklar onunla canlanır, evler onunla genişlerdi. Divan şairlerinin "Ramazaniye"leri yalnızca orucu değil; iftar sofralarını, sahur telaşını, mahyaların ışığını, camilerin kalabalığını anlatırdı. Ramazan sadece bir takvim yaprağı değil, adeta canlı bir misafirdi. Gelir, karşılanır, ağırlanır ve uğurlanırdı.

4