Günah galerisinde bir sayfa

Din, dil ve ırk temelli ayrımcılığın yarattığı zulüm, sürgün ve soykırımlar, insanlık tarihinin kara lekesi olarak bugün de devam ediyor. İnsanlığın günah galerisinde silinmez izler bırakan bu leke Gazze ve Filistin'de sözde modern dünyanın en büyük riyakarlığı olarak karşımızda duruyor.

Bazı halklar vardır ki tarih onları sadece zorluklarla sınamaz; yurtlarından eder, dağıtır, parçalar ve hafızalarına silinmeyecek acılar kazır. Nasıl ki bugün Filistin için yanıyorsak, yakın geçmişte de Ahıska Türkleri, acı bir kaderin taşıyıcısı olan topluluklardan biri oldu.

1944 yılının 14 Kasım gecesi, Stalin yönetiminin aldığı kararla Ahıska Türkleri bir gecede "istenmeyen halk" ilan edildi. Binlerce aileye yalnızca birkaç saat içinde evlerini terk etmeleri emredildi. Yüzyıllardır yaşadıkları Ahıska topraklarından koparılan insanlar, hayvan vagonlarına doldurularak Orta Asya'nın bilinmez bozkırlarına sürüldü. Soğuk, açlık ve hastalık yüzünden binlercesi daha yolculuk sırasında hayatını kaybetti. Geride ise boşaltılmış köyler, sahipsiz mezarlar ve yarım kalmış hayatlar kaldı.

İşte, İstanbul'da Atatürk Kültür Merkezi'nde açılan "Ahıska Türkleri Kayıp Sürgünün İzinde" sergisi bize kez daha bize bu yaşananları hatırlatıyor.

12 Haziran'da açılan ve üç gün daha açık olan sergi, bu büyük insanlık dramını modern sanatın ve dijital teknolojinin imkanlarıyla yeniden görünür kılıyor. Küratör Beste Gürsu'nun öncülüğünde hazırlanan çalışma, ziyaretçileri sadece tarih okumaya değil, tarihin içine girmeye davet ediyor. Ahıska'daki bir evin kapısının askerler tarafından çalındığı o sabahı, tren istasyonundaki belirsizliği, sürgün vagonlarındaki çaresizliği ve dağılan ailelerin sessiz çığlığını adım adım yaşatıyor. Fahir Atakoğlu'nun bu sergi için bestelediği eserler de sürgünün hüznünü mekanın her köşesine taşıyor.