Hatırlıyorum: 1990'lı yıllarda, Hüsrev Hatemi Hoca, benim de çalıştığım bir gazetede köşe yazısı yazmaya başlamıştı. Bu, bir yıl, belki iki yıl sürdü. Sonra bir gün artık yazmayacağını söyledi. Sebebini sorduğumda, "Okuyucudan mektup almıyorum; kime yazıyorum ki" demişti. O zamanlar okurlar yazarlara mektup yazardı.
Memleketimizin yetiştirdiği müstesna bir kuşağın fertleri, nev-i şahsına münhasır insanlar, kubbede hoş sadalar bırakarak birer ikişer aramızdan ayrılıyor.
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi Hoca, bu "nev-i şahsına münhasır" nitelemesini en çok hak eden isimlerden biriydi. Gerektiğinde münzevî; ama aynı zamanda dost canlısı, sohbet ehliydi. İçindeki muzip çocuğu hiç kaybetmemiş, dost meclislerinin hem nüktedanı hem de öğretici yüzü olmuştu.
Kanal 7'de konuk olduğu programların ardından kuliste Hoca'yı epeyce yorardık. Etrafına toplanır, sohbetin hiç bitmemesini isterdik. Gürül gürül akan bir pınar gibiydi.
2023 yılında Necip Fazıl Saygı Ödülü'ne layık görüldüğünde kendisini aramış, ödülle ilgili duygularını konuşmuştuk. Necip Fazıl'ın mıknatıs gibi bir şahsiyet olduğunu söylemişti.
TürkMedya'nın Necip Fazıl Ödülleri'ni tesis etmesini çok önemli buluyor; ödüllerin, etkili bir dava adamını ve sanatkarı unutturmamak gibi mühim bir gayeye hizmet ettiğini söylüyordu. Saygı Ödülü'nün şahsına tevdi edilmesiyle ilgili olarak ise, "Ömrümün son devrinde bir mutluluk sebebi olmuştur." diyerek karşılamıştı.
Hüsrev Hatemi, yalnızca tıp alanındaki derin bilgisiyle değil; sohbetindeki zarafet ve insana dokunan üslubuyla da müstesna bir şahsiyetti. Onunla yapılan her sohbet, klasik kültürümüzde olduğu gibi şiirle bezenir, hayatın anlamına doğru incelikli bir yolculuğa dönüşürdü.
Bir başka çağa, daha zarif ve saadetli zamanlara ait bir insan hissi verirdi. Kırmak, incitmek yoktu kitabında. Cemalinden dökülen güler yüz, karşısındakini hemen kuşatan bir samimiyete dönüşürdü. Bu yönüyle yalnızca bir bilim insanı değil, aynı zamanda bir gönül insanıydı.
Konuşurken hem klasik metinlere hem de modern düşünceye ustalıkla atıfta bulunur; fakat bunu gösterişten uzak, tabiî bir akış içinde yapardı. Bilgeliği, kuru bir entelektüel birikimin ötesinde, yaşanmışlıkla yoğrulmuş sahici bir derinlik taşırdı. Bu yüzden ona hayrandım. Onun gibi insanlar, çatlamış toprağa yağan bereketli yağmurlar gibiydi.

5