Soykırımcı İsrail ile ABD'nin İran'a yönelttiği saldırılar ikinci haftasını geride bırakırken, benzer yorumların giderek daha sık tekrarlandığına şahit oluyoruz. Bazı uzmanlar, İsrail'in ABD'yi hiç beklemediği bir senaryonun içine çektiğini; dünya genelinde ABD hakkında son derece olumsuz bir algı yayıldığını söylüyor.
Müsaade edin de yayılsın!
Savaşın ilk gününde bir okul bombaladı ABD. Bir okul...
Ve o okulun avlusunda, hayata yeni adım atan 168 kız çocuğunu yok etti.
İsterlerse "yanlışlıkla" oldu desinler. 'Hata yaptık' desinler. Bu vahşet karşısında insanın vicdanı hiçbir açıklamaya razı olmaz.
Üstelik o "yanlışları' o kadar çok tekrarladılar ki artık kimseye inandırıcı gelmiyor. Gazze'de yanlışlıkla değil, bilerek, isteyerek taş taş üstünde bırakmayanlar da onlar.
Hiçbir iyi niyet, vicdan emaresi göstermiyorlar. Gazze'de ateşkese rağmen insanlar hala aç, susuz, evsiz...
Tüm bunlar yaşanırken, televizyonlarda bazı konuşmacıların yorum biçimi doğrusu insanın canını sıkıyor: 'İran'dan sonra hedef Türkiye mi' diye sorup kendilerince cevap arıyorlar.
Böylesi bir sorunun televizyon gibi halka açık ve yaygın bir iletişim mecrasında sorulmasını, kulakların bu soruya alıştırılmasını doğru bulmuyorum.
Bazı sorular vardır ki, cevaplarından önce varlıklarıyla sorun teşkil ederler. Çünkü dile getirilen bir ihtimal, tekrarlanan sorular yalnızca merakı değil, zihnin alışkanlıklarını da şekillendirir.
Türkiye'nin gücünün, tarihsel tecrübesinin farkında olmak ve ona göre bir stratejik yorumda bulunmak gerekir diye düşünüyorum.
Unutulmamalıdır ki siyam ikizi gibi hareket eden katil İsrail ve ABD'nin planları ne olursa olsun, bir milletin asli vazifesi tedbir almaktır. Önlem almak, düşmanın silahlarıyla silahlanmak, hatta onlardan daha üstününü üretmek... Tarih boyunca barışı koruyan şey çoğu zaman iyi niyet değil, caydırıcı güç olmuştur.
Atalar boşuna söylememiştir:
"Sulh istiyorsan savaşa hazır ol."

4