İyi bir arşivci olduğumu söyleyemem. Yıllar yılı kültür-sanat dünyasının mutfağında oldum, kimlerle oturdum kimlerle konuştum... Ama dönüp arkama baktığımda, o söyleşilerin gazete ve dergi sayfalarında kalmış olmasının hafif mahcubiyetini taşırım. Oysa hepsi derli toplu şekilde kitaplaşsaydı, memleketin sanat hafızasına dair bir kayıt defteri daha çıkardı ortaya.
Geçen pazar, kütüphanedeki eski kitapları öylesine karıştırırken sararmış bir gazete kupürü düşüverdi kucağıma. 2002 yılından kalma... Toronto'da yaşadığım yıllarda, metro girişlerinde dağıtılan ücretsiz tabldot gazetelerden kesip saklamışım. Amerikan televizyonlarının efsane sunucusu ve aynı zamanda dünyanın en zengin kadınlarından biri olan Oprah Winfrey'e ait bir cümle... "Birçok insan seninle limuzine binmek ister; ama senin asıl istediğin, limuzin bozulduğunda seninle birlikte otobüse binecek birinin olmasıdır."
Ne kadar sade, ne kadar hesapsız bir hakikat... Parlak zamanlarında, ışıklar üzerindeyken etrafını saran o kalabalığın, işler tersine dönüp limuzin yolda kaldığında nasıl bir anda buharlaştığını kaç kere gördük şu hayatta Tam da bu kupürün hissettirdiği o ince sızı zihnimi meşgul ederken, ajanslara o haber düştü: Aktör Serhat Kılıç, yalnız yaşadığı evinde cansız bulunmuştu... Sanatıyla hayatımıza dokunan, coşkulu, tutkulu ve başarılı bir insanın, iki gün boyunca haber alınamadan bir odanın soğuk köşesinde son nefesini vermiş olması kalbimizi sızlattı.
Bu trajik vaka, tesadüfün ötesinde, usta hikayecimiz Mustafa Kutlu'nun yıllar önce yaptığı o kehanet gibi uyarıyı getirdi aklıma. Kutlu, henüz 1971'de Hareket dergisinde yayımladığı 'Spagetti Dostlukları' başlıklı yazısında tam da bu gidişata dikkat çekmiş ve şöyle demişti: "Çağımız insanı duygularını hayvansal bir içgüdü ile izah etmek istediğinden ve materyalist felsefenin giderek geçerlik kazanmasından dostluklar kurulamıyor. Sıradan ve ömürsüz -daha doğrusu anın gerektirdiğin- arkadaşlıklar sürüp gidiyor. Bir tek dostu olanlar parmakla gösterilirken birkaç dostu olanları kıskanmak gerekiyor." Winfrey'in zor zamanda "otobüse binecek dost" arayışı ile Kutlu'nun çağın materyalizmine açtığı bu savaş, ne yazık ki bugün yaşadığımız bu soğuk yalnızlıklarla acı bir şekilde doğrulanıyor.
Nitekim modern dünya, bizleri "kendine değer vermek" kılıfı altında katıksız bir bencilliğe ve sahte bir özgürleşme illüzyonuna sürükledi. 'Bireyselleşmeyi' 1+1 dairelerin soğuk yalnızlığında arar olduk; kimseye emek harcamayan, en ufak pürüzde kapıyı çarpan insanlara dönüştük. Japonların Kodokushi, yani "Yalnız Ölüm" dediği o dehşet verici kavram, artık sadece uzak bir ülkenin yaşlılık sorunu olmaktan çıkıp, yanı başımızdakilerin kapısını çalan bir duruma dönüştü.

27