Eurovizyonu zehirleyen katil

Keriman Halis Ece'nin 1932'de dünya güzeli seçilmesi, sıradan bir magazin hadisesi değil; erken Cumhuriyet'in ideolojik ve siyasi projesinin pırıltılı bir vitriniydi. Bu taçla birlikte Türkiye, "geri ve kapalı toplum" imajını yırtıp atacak; Batılı, laik ve modern kimliğini dünyaya tescil ettirecekti. Peki, o tescil sahiden gerçekleşti mi Pek öyle görünmüyor. Zira Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik "öteki" muamelesi, o tacın üzerimizdeki eğreti duruşunu sorgulatmaya devam ediyor.

1932'de Keriman Halis'in başarısına yüklenen anlam neyse, sonraki yıllarda Eurovision Şarkı Yarışması maceramız da benzer heyecanlara(!) sahne oldu. Canımızı dişimize takıp yıllarca o sahnede birincilik hayaliyle yanıp tutuştuk. Onlar gibi şarkı yaptık, kabul görmedi; kendimiz gibi kalalım dedik, yine olmadı. Nihayet 2003'te Sertab Erener'in "Everyway That I Can" adlı İngilizce parçasıyla gelen birincilik, bir nebze olsun susuzluğumuzu giderdi!

Zamanla görüldü ki Eurovision, notaların yarıştığı bir sanat platformundan ziyade, perde gerisinde ülkelerin prestij ve siyaset savaşlarını yürüttüğü bir arenaydı. Türkiye, oylama sistemindeki adaletsizliği ve "Büyük Beşli" (İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya, İtalya) ayrıcalığını gerekçe göstererek 2012'den sonra bu organizasyondan çekildi. Fakat Eurovision, sandığımızdan çok daha "kirli" bir organizasyonmuş.

Bugünlerde, İsrail lobisinin perde arkasındaki hamleleri yüksek sesle konuşulur oldu. New York Times gibi gazetelerde dahi, Siyonist yönetimin bu yarışmayı nasıl bir propaganda aygıtına dönüştürdüğü, dünyayı etkilemek adına reklam bütçelerinden nasıl muazzam paralar akıtıldığı yazılıyor. Bu tür etkinliklerde, tıpkı Keriman Halis olayında olduğu gibi; biz ne kadar kültürel bir pencereden bakmaya çalışırsak çalışalım, sahnenin arkasında bambaşka motivasyonlar hüküm sürüyor.

Bu yıl Viyana'da düzenlenen yarışma Eurovision tarihinin en politik ve kutuplaşmış sahnelerinden birine şahitlik ediyor. Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya'yı dışlayan organizasyon yönetimi, Gazze'de soykırım yaptığı tescillenen İsrail'e karşı aynı etik refleksi göstermedi. Bu çifte standart, vicdanları yaraladı. İrlanda, İspanya, Slovenya gibi ülkelerden yükselen boykot sesleri, İrlanda kamu yayıncısı RTE'nin "İsrail varken orada olmak vicdanen savunulamaz" çıkışına sahne oldu. Ülkeler, 'İsrail varsa biz yokuz' dedi. Bu, katile atılmış okkalı bir şamar!