Ekrandan atış edebilen füze rampaları!

Okul saldırılarının ardından medya ve aile bağlarına parmak basılıyor, ama görsel sanatların muazzam gücüne karşı kendi medeniyetimizi ekranlara çıkaramıyor muyuz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarını bahane ederek medya, dijital mecra ve aile yapısının rol oynadığını savunuyor. Bu tartışmaların yeterince ciddiye alınmadığını, sinemanın ve görsel sanatların dehşetli bir silah olduğunu hatırlatıyor. Çözüm olarak, gençlerin köklerinden haberdar olması için İslami ve medeniyeti değerleri görsel mecralarda sunulmasını önerir; ancak bu kadar karmaşık sosyolojik sorunlar gerçekten sadece görünürlük meselesi midir?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırılarından sonra "suçlu kim" tartışması alevlendi. Oysa asıl önemli olan, bu tartışmaların su testisi kırılmadan, yani iş işten geçmeden önce ciddiyetle ele alınmasıydı.

Okul saldırısı haberlerini daha çok ABD'de ya da başka ülkelerde duyduğumuzu sanırdık; ancak bu felaketin bize de uğramayacağı yanılgısına kapılmamamız gerektiğini acı bir tecrübeyle anladık.

İki acı olayda gencecik canların yitirilmesinin ardından sosyal medya, çözülen aile bağları, dijital oyunlar ve televizyon dizilerindeki şiddet temaları bir kez daha gündeme geldi.

Umarım bu mesele birkaç gün içinde sönümlenmez; çünkü konu gerçekten hayati önem taşıyor ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiriyor.

Osman Sınav'ın yönetmen koltuğunda oturduğu 1992 yapımı Kapıları Açmak dizisinin yapımcısı olarak tanıdığımız Osman Kara, "Tesadüfen ve kerhen girdiğim bu sektörde bana göre müthiş bir silahla karşılaştım" diyordu.

Hatırlıyorum, 1990'lı yıllarda İslami İlimler Araştırma Vakfı tarafından yayımlanan "Görsel Sanatlar ve İslam" başlıklı kitapçık, tartışmalı ilmi toplantıların ardından ortaya çıkmıştı. Mustafa Kutlu'dan Osman Sınav'a, Mesut Uçakan'dan Ali Rıza Demircan'a uzanan pek çok aydın, yazar ve sanatçının görüşlerini barındıran bu eser, sinema ve görsel sanatların gücünü erken fark etmenin izlerini taşıyordu.

Sinemanın, görsel sanatların muazzam kudretini tespit etmiş olmamız yeni bir keşif değil. Ne var ki o günden bugüne bu alan yeterince hakkıyla doldurulamadı.

Osman Kara'nın şu sözlerini bugün de aynı samimiyetle onaylıyoruz: "Sinema müthiş bir silah; nötrondan daha tesirli, bir kültürü, bir milleti binalarını yıkmadan yok edebilen, yerine yeni bir kültürü, yeni bir topluluğu ikame edebilen dehşetli bir silahtır. Hepimizin evinde 24 saat TV kanallarından atış edebilen füze rampaları, videolar, televizyonlar..." diye devam ediyordu.

Osman Kara, görsel medyanın gücünü bütün inceliğiyle idrak etmiş ve içindeki derin sancıyı açık yüreklilikle dile getirmişti.

Meseleyi yalnızca medya ve görsel sanatlar etkisine indirgemek yetersiz kalır. Aile yapısındaki çözülme, gençlerin kimlik arayışı, eğitim sistemindeki aksaklıklar ve toplumsal bağların erozyonu gibi pek çok etken bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ancak bütün bu unsurlar içinde görsel ve dijital mecraların belirleyici rolü her geçen gün daha da belirginleşmektedir.

Bizim medeniyetimiz köklüdür; kolay kolay pes etmez. Filiz kirlenmiş olsa da kök sapasağlamdır.

Aramızda Hz. Peygamber Efendimiz'in "Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler yine yolumdan dönmem" buyurduğu gibi kavi iman sahipleri vardır.