Prof. Dr. Nabi Avcı üstadımız, memleketimizin entelektüel hayatında akademi, kültür ve siyaset alanlarını aynı anda ve sahici bir derinlikle üzerinde taşıyabilen müstesna isimlerden biridir. İletişim sosyolojisi, medya, modernleşme ve kültürel dönüşüm üzerine yaptığı analizlerle Türkiye'nin düşünce dünyasına önemli katkılar sunmuştur.
Millî Eğitim ve Kültür Bakanlığı da yapan Avcı, önceki gün Zeytinburnu Kültür Sanat'ın düzenlediği "Peyam-ı Garb" etkinliğinde, Batı'nın diğer kültürlere bakışındaki sorunlu zihniyeti açıkça gözler önüne seren çarpıcı bir hatırasını paylaştı.
Avcı'nın aktardığına göre, 2000'li yıllarda dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel'in bir danışmanı, 'Avrupa Birliği üyeliği için kültür müktesebatınızın Avrupai yönlerini öne çıkarmanız lazım' minvalinde nasihatlerde bulunmuş.
Bu ifade, Batı'nın kendisini kültürün ölçüsü, merkez ve norm olarak gören oryantalist bakışının hala ne denli canlı olduğunu gösteriyor.
Avcı'nın verdiği cevap ise bu zihniyetin iç tutarsızlığını ortaya koyacak nitelikte: Almanya'da yaşayan yaklaşık üç milyon Türk'e işaret ederek, "Kaç Türk yazarını tanıyorsunuz, hangi Türk filmini izlediniz" diye sormuş. Danışman bu sorulara cevap verememiş.
Avcı'nın da vurguladığı gibi, biz Alman edebiyatını, sinemasını, düşüncesini biliriz; fakat onlar kendi toplumlarının içinde yaşayan Türkleri dahi tanımaya gerek duymazlar. Bu noktada asıl sorgulanması gereken, kimin adaptasyon kabiliyetidir.
Ne var ki Batı dünyası, tarihsel olarak, kendisini hiçbir zaman "uyum sağlama" mecburiyetinde hissetmedi.
Alman, Fransız ya da Amerikalı için kültürel uyum, daima başkalarından talep edilen tek taraflı bir süreç oldu. Göçmenlerin, hatta dünyanın geri kalanının, -sözde insanlığın ulaşmış olduğu en yüksek aşama olarak sunulan- "Batı medeniyeti"ne teslim olması, ona benzemesi ve onun değerlerini içselleştirmesi beklendi.

8