Türk televizyon dizileri bir süredir ciddi bir kriz yaşıyor. İşin ekonomik boyutu elbette önemli. Bölüm başına milyonlarca lirayı bulan yapım maliyetleri, daralan reklam gelirleri, oyuncu ücretleri ve uzun çekim süreçleri sektörün belini büküyor. Ancak meseleyi yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklamak, asıl sorunu gözden kaçırmak olur. Çünkü Türk dizilerinin bugün yaşadığı krizin bir de muhteva ve hikaye boyutu var.
Ekranlara baktığımızda birbirinin neredeyse kopyası yapımlarla karşılaşıyoruz. Birkaç zengin aile, görkemli konaklar, Boğaz manzaralı yalılar, bitmek bilmeyen entrikalar, yasak aşklar, intikam hesapları, mafya ilişkileri... Hikayeler değişiyor gibi görünse de dekor, karakterler ve çatışmalar pek değişmiyor.
Üstelik bütün bunlar üç saate yaklaşan bölüm süreleriyle seyircinin önüne konuluyor. Bir olayın anlatılabileceği birkaç dakikalık sahneler, dakikalarca süren bakışmalar, tekrarlar ve gereksiz uzatmalarla dolduruluyor.
Bir başka mesele de şiddetin ve mafya kültürünün neredeyse sıradan bir anlatım aracına dönüşmesi. Silahların konuştuğu, insanların kolayca öldürüldüğü, intikamın adaletin yerine geçtiği, gücün ve zorbalığın itibar kazandığı bir dizi dünyası oluşturuluyor. Aile adı altında sunulan ilişkilerde ise sevgi ve dayanışmadan çok entrika, manipülasyon ve iktidar mücadelesi öne çıkıyor. Daha önce de dikkat çektiğim gibi ekranlarda şiddetin sıradanlaşması ve aile değerlerinin aşınması üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir mesele. Elbette her dizi topluma ders vermek zorunda değil. Ancak milyonlara ulaşan bir sektörün toplumsal sorumluluğu da olmalı.
Öte yandan dizilerde anlatılan hayatla gerçek hayat arasındaki mesafe giderek açılıyor. Dizilerimizin önemli bir bölümü konaklarda, yalılarda, lüks otomobillerin ve pahalı kıyafetlerin arasında geçiyor.
Oysa bu ülkenin anlatılmayı bekleyen binlerce hikayesi var. Gerçek hayat, senaryo yazarlarına fazlasıyla malzeme sunuyor. Yeter ki aynı hikayeleri farklı oyuncularla yeniden çekmekten vazgeçilsin.
Bütün bunların ekonomik sonuçları da artık görülüyor. Türkiye, dizi ihracatında önemli bir başarı yakaladı. Türk yapımları çok sayıda ülkede izleyici buldu, ülkemizin tanıtımına ve kültürel etkisine katkı sağladı. Ancak bu başarının sonsuza kadar süreceğini düşünmek büyük yanılgı. Küresel pazarda rekabet artıyor. Benzer hikayeler, birbirini tekrar eden karakterler ve yüksek maliyetli üretim modeli Türk dizilerinin uluslararası cazibesini de riske atıyor. Nitekim sektörün karşı karşıya olduğu maliyet ve üretim sorunları artık ihracat cephesinde de hissediliyor.

29