Çocuklara borçluyuz

Bedir Acar
Bugün
17

Bir ülkenin çocuklarına ne kadar değer verdiğini anlamak istiyorsanız, onlara ayırdığı oyun alanlarına bakın. Çünkü oyun, çocuklar için sadece eğlence değildir; öğrenmenin, sosyalleşmenin, hayal kurmanın ve büyümenin en doğal yoludur. Ne var ki özellikle büyükşehirlerde çocuklar için ayrılan güvenli oyun alanları her geçen gün biraz daha azalıyor.

Bilirsiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu'na yapılan başvurular ara sıra haber konusu olur. Komisyona geçen ay 1610 dilekçe ulaşmış. Vatandaşlardan gelen bu dilekçelerin içinde insanı gülümseten de var, şaşırtan da... Mesela, İstanbul'un "kışlık", Ankara'nın ise "yazlık başkent" ilan edilmesini isteyenler olmuş. Alışveriş merkezlerinin pazar günleri kapalı olmasını isteyen de...

Bir dilekçede ise okul bahçelerinin yaz tatillerinde çocukların kullanımına açılması istenmiş. Doğrusu bu teklif, aslında büyükşehirlerin en önemli sorunlarından birine dokunuyor. Çünkü bugün İstanbul gibi devasa şehirlerde çocuk olmak hiç de kolay değil. Mahalle aralarında top oynanacak boş alan bulmak neredeyse imkansız. Yeni yapılan sitelerin çoğunda ise çocukların özgürce koşup oynayabileceği alanlar ya çok sınırlı ya da birkaç salıncakla geçiştirilmiş durumda.

Çocuklar genellikle apartmanların önünde, dar sokaklarda oyun oynamaya çalışıyor. Bir topun peşinden koşarken trafiğe açık yola fırlayan bir çocuğun yaşayabileceği tehlikeyi düşünmek bile insanın içini ürpertiyor.

Sonra dönüp çocuklardan şikayet ediyoruz. "Bütün gün bilgisayar başındalar", "Telefonu ellerinden düşürmüyorlar", "Sokağa çıkmıyorlar" diyoruz. Belki de önce şu soruyu kendimize sormalıyız: Çıkacakları güvenli bir sokak bıraktık mı Mahallelerinde rahatça koşabilecekleri, arkadaşlarıyla saatler geçirebilecekleri alanlar oluşturabildik mi