Bela Tarr geçti bu dünyadan

Yıl 2017...

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali beşinci yaşını kutluyordu. Henüz genç sayılabilecek bu festival, o yıl dünya sinemasının ağır isimlerini İstanbul'da ağırlıyordu.

TürkMedya bünyesindeki Star gazetesi ve 24 TV'nin medya sponsorluğunda; Bela Tarr, Mecid Mecidi, Aida Begić ve daha pek çok yönetmen, yapımcı gazetemizin Malta Köşkü'nde verdiği özel davette bir araya gelmişti. Sinemanın farklı dillerinden, farklı coğrafyalarından gelen bu isimler aynı masada buluşmuştu.

Benim içinse o festival, belleğimde silinmeyecek bir anıyla daha yer etti. Dünya sinemasının en büyük ustalarından biri kabul edilen Macar yönetmen Bela Tarr'ın iki saati aşan ustalık sınıfına moderatörlük yapmak, meslek hayatımın özel anlarından biriydi.

Soho House'u tıklım tıklım dolduran kalabalık, Bela Tarr'ı büyük bir sessizlik ve dikkatle dinliyordu. O da bir filmin doğuşunu, ilk fikrinden son karesine kadar, hiçbir süsleme yapmadan, olduğu gibi anlatıyordu.

Yedi saat süren filmi Şeytan'ın Tangosu, Torino Atı, Karanlık Armoniler... Zamanı ağırlaştıran, insanı kendi içine çeken o filmlerin ardındaki zihni görmek, dinlemek büyük bir ayrıcalıktı.

Söyleşi öncesinde, sinemanın filozofu olarak anılan bu büyük ustayla yan yana durabilmek, bir fotoğraf karesine sığabilmek için yarışan kalabalığı gördükçe ben de ister istemez heyecanlanmıştım.

O yıl Bela Tarr 62 yaşındaydı. Yaş olarak hala genç sayılabilirdi; ama sağlık sorunları yüzünden bedeni yorgundu. Yine de zihni capcanlıydı. Filmleriyle anlatmak istediklerini büyük bir açıklıkla, tane tane ifade ediyordu.

Senaryoları sevmediğini söylüyordu mesela. Hatta senaryo yazılmasına karşıydı. Kelimelerle sinemanın (görüntünün) iki ayrı dünya olduğunu, iyi bir yönetmenin kelimelere değil hayata bakması gerektiğini savunuyordu.

Ona göre senaryo yazarken insan kelimelere takılıyor, filmin ruhunu gözden kaçırıyordu.

Bir filme başlamadan önce kartlar çizdiğini, bu kartları duvara astığını, böylece filmi bir bütün olarak gördüğünü anlatmıştı.

Ve aslında tüm hayatı boyunca tek bir film çektiğini söylemişti: