Bizler, sıradan vatandaşlar olarak, her sabah aynı telaşla uyanıyoruz. Ekmek parası kazanmak, günlük iaşemizi temin etmek, hayatın o acımasız ve sıcak demir örsünde dövülmek üzere kendimizi geçip giden günlerin kollarına bırakıyoruz. Zihnimiz gündelik hayatın küçük kargaşalarıyla dolup taşıyor. Ancak bizler her ne kadar kendi küçük dünyalarımıza gömülürsek gömelim, devlet denilen o büyük mekanizmanın başka ve ertelenemez ödevleri var: Vatandaşın canını, malını, asayişini korumak; her türlü iç ve dış tehdide karşı uyanık durmak... Biz unutsak da, unutma lüksü olmayan bir iradedir devlet.
Özellikle de FETÖ gibi hile ve ihanetle beslenmiş terör odaklarına karşı... Evet, belki bazen "Geçti gitti, tehlike atlatıldı" deyip rahat bir nefes almak istiyoruz. Ancak devletin en üst kademelerinin de her fırsatta altını çizdiği gibi; tehlikenin son kum tanesi tarihin derinliklerine gömülmeden, bu mücadele bitti denemez.
Peki, günlük koşuşturmaca içinde boğulan biz sıradan insanlara düşen ne Tabii ki yaşadıklarımızı unutmamak, o meşum gecenin eşiğinden nasıl döndüğümüzü daima hatırlamak. Fakat takdir edersiniz ki bu hafıza, kuru temenni ve nutuklarla taze tutulamaz. İşte tam bu noktada, sanatın ve görsel anlatının o birleştirici, hatırlatıcı gücü devreye girmek zorunda.
Şu günlerde TRT 1 ve tabii platformunda izleyiciyle buluşan "Asırlık Gece" dizisinin bu kadar ses getirmesi, tam olarak bu ihtiyaca karşılık gelmesinden kaynaklanıyor. Doç. Dr. Hüseyin Aydın'ın mahkeme tutanakları ve hukuki belgeler ışığında hazırladığı çalışmaya dayanan yapım, 15 Temmuz'un bilinmeyen askeri ve bürokratik perde arkasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Dizi; MİT'e yapılan ilk ihbar anından Genelkurmay Karargahı'ndaki kriz dakikalarına, Cumhurbaşkanı'na yönelik suikast planlarından stratejik kurumların işgal girişimlerine kadar uzanan süreci ele alıyor. Üstelik bunu yaparken ucuz kahramanlıklara veya kurgusal esnekliklere kaçmıyor; tamamen tarihi gerçeklere ve adli delillere sadık kalıyor. O gece devlet mekanizmasında yaşanan ihanet ve direnç denklemi, adeta bir tarihi vesika şeffaflığıyla aktarılıyor.
İşin en etkileyici yanı ise, bu belgesel niteliğindeki verilerin yüksek bir dramatik anlatım ve güçlü oyunculuklarla harmanlanmış olması. Şehit Ömer Halisdemir gibi sembol kahramanların fedakarlıklarını, halkın silahsız direnişini ve kırılma anlarını izlerken ekran başında boğazınızın düğümlenmemesi elde değil. Canlandırma sahneleri ile belgeye dayalı akış arasındaki o dengeli yapı, o gecenin gerilimini ve sonrasında doğan milli dayanışma ruhunu en sade haliyle hissettiriyor. Sıradan bir televizyon yapımı olmanın çok ötesine geçen dizi, gelecek nesillere aktarılacak devasa bir görsel hafıza inşa ediyor.

8