Yazı, Trump yönetiminin Papa ile gerilimi ve Hollywood'da savaş karşıtlarına karşı başlatılan kampanyaları, ABD'nin çift standart uyguladığının kanıtı olarak gösteriyor. İnanç alanına siyasetin müdahalesi ile sanatçıları kara listeye alma işlemlerinin, kısa vadeli siyasi kazanç sağlasa da uzun vadede meşruiyeti zedeleyeceğini iddia ediyor. Peki gerçek liderlik için en gerekli şey tutarlılık mı, yoksa ulusal çıkarların savunulması mı?
Söz konusu Amerikan çıkarları olunca, savaş karşıtı söylemler bile tükaka ilan ediliyor. Üstelik bu mahkûmiyet en üst perdeden, bizzat devlet başkanı düzeyinde dillendirilirken, bir de Hollywood'un görsel propaganda makinesi devreye sokuluyor.
Son günlerde ABD Başkanı Donald Trump ile Vatikan arasında patlak veren gerilim, tam da bu tür bir savrulmanın en çarpıcı, en acıklı örneğini teşkil ediyor.
Papa XIV. Leo'nun savaş karşıtı duruşuna yönelik sert ve ölçüsüz çıkışlar, bir devlet başkanının dini bir otoriteyle kurduğu ilişkinin çok ötesine geçmiş durumda. "Ben Beyaz Saray'da olmasaydım, o da Vatikan'da olmazdı" türünden ifadeler, yalnızca diplomatik nezaketi ayaklar altına almakla kalmıyor; uluslararası sistemin yazılı olmayan, asırlık kurallarını da açıkça hiçe sayan bir kibir ve pervasızlığın açık belgesi haline geliyor.
Daha da kaygı verici olan, bu siyasi söylemin kutsal imgelerle kirletilerek iç içe geçirilmesidir. Kendisini Hazreti İsa'ya benzeten görsellerin paylaşılması, siyasetin sınırlarını aşan, inanç alanına kaba bir müdahaleyi simgeliyor. Zira bu tür hamleler, samimi bir imandan ziyade, kitlelerin en derin duygularını ustaca sömüren bir "rol performansı" izlenimi veriyor. İnançlı insanların en hassas, en kutsal duygularını siyasi bir enstrümana dönüştürmek, kısa vadede alkış ve sadakat getirebilir; ancak uzun vadede hem siyasete hem de dine onulmaz yaralar açar.
Aynı zamanda "savaş karşıtı" Hollywood ünlüleri kara listeye alınıyor; komedi filmlerinde karikatürize edilerek gözden düşürülmeye, vicdani çıkışları değersizleştirilmeye çalışılıyor.
Örnek mi istiyorsunuz
2004 yapımı animasyon filmi Team America (Amerikan Gücü). Trey Parker'ın yönettiği eser, yalnızca "dış düşman"la yetinmiyor, savaş karşıtı Hollywood yıldızlarını da birer alay konusuna dönüştürüyor. Alec Baldwin'den Susan Sarandon'a, Martin Sheen'den Sean Penn'e kadar pek çok isim, gerçek kimlikleriyle ve acımasız bir karikatür üslubuyla perdede aşağılanıyor.
Yirmi yıl önce çekilen bu filmde hedef alınan isimler, bugün Gazze'ye sahip çıktıkları için Siyonist yapım şirketleri tarafından iş akitleri feshedilerek aynı akıbete uğratılmaya çalışılan isimlerin ta kendisidir. Filmde neredeyse barıştan söz eden herkes saf, ikiyüzlü ya da şöhret budalası olarak resmedilir. İzleyiciye dolaylı ama güçlü bir mesaj verilir: Savaşı eleştirmek ciddiye alınamaz, Amerikan müdahalesine karşı durmak gülünçtür. Film bunu yüksek sesle söylemez; alay yoluyla içselleştirir.

4