Bu yıl sanat dünyası için gerçekten hüzün dolu bir yıl oldu.
Sanki her geçen hafta Türk tiyatrosuna ve sinemasına ömrünü adamış bir ustaya daha veda ediyoruz.
Bu kez de Zihni Göktay'ın kaybıyla derin bir üzüntü yaşadık.
Ondan önce peş peşe gelen acı haberler de sanat camiasını ve sanatseverleri yasa boğdu.
Bir ömür sahnede alkışlanan, milyonların hafızasında iz bırakan bu büyük isimler sadece oyuncu değildi; onlar bu ülkenin kültürel hafızasıydı.
Sanatı bir meslek değil, bir yaşam biçimi olarak gördüler. Disiplinleriyle, duruşlarıyla ve sahneye duydukları saygıyla kendilerinden sonra gelen kuşaklara örnek oldular.
Bugün televizyonlarda ve dijital platformlarda yüzlerce yapım izliyoruz.
Ancak o ustaların oyunculuk anlayışı, sahne disiplini ve sanat aşkı bambaşkaydı.
Onlar rol yapmıyor, adeta yaşıyorlardı.
Bu yüzden yıllar geçse de filmleri, dizileri ve tiyatro oyunları hala aynı ilgiyle izleniyor.
Zihni Göktay da tiyatro denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biriydi.
Yıllarca sahnede milyonları hem güldürdü hem düşündürdü.
Sanatına duyduğu saygı ve mesleğine olan bağlılığıyla hafızalarda unutulmayacak bir iz bıraktı.
Böyle zamanlarda bir kez daha anlıyorum ki; sanatçılar gerçekten öldüklerinde değil, unutulduklarında kaybolurlar.
Bizim görevimiz ise onları sadece veda günlerinde değil, eserleriyle, anılarıyla ve bıraktıkları mirasla yaşatmak.
Keşke yaşayan ustalarımızın değerini daha çok bilsek...
Onları alkışlamak için anma gecelerini beklemesek.
Çünkü perde kapanıyor ama o perdeyi yıllarca ayakta tutan isimlerin yeri kolay kolay dolmuyor.
Sanat dünyamızın kaybettiği tüm ustaları saygı, minnet ve özlemle anıyorum.
Onlar aramızdan ayrılmış olabilir ama bıraktıkları eserler bu ülkenin hafızasında yaşamaya devam edecek.
EBRU YAŞAR'DAN SENFONİ ZAFERİ
Yıllardır sayısız konser izledim.
Dev prodüksiyonlar, unutulmaz sahneler, güçlü sesler...
Ama bazı geceler vardır ki sadece konser izlemez, o anın içinde yaşarsınız.
Ebru Yaşar'ın Kuşadası'ndaki ilk senfoni konseri benim için tam da böyle bir geceydi.
120 kişilik dev senfoni orkestrasıyla sahneye çıkan Yaşar, sadece şarkı söylemedi; yıllardır ezbere bildiğimiz eserlerini bambaşka bir ruhla yeniden yorumladı.
Senfoninin kattığı o görkemli atmosfer, birçok şarkıyı adeta yeniden doğurdu.
Bazı anlarda gerçekten tüylerim diken diken oldu.
Ebru Yaşar'ın yıllardır "Senfoni orkestrasıyla sahneye çıkmak en büyük hayallerimden biriydi" demesinin nedenini o gece çok daha iyi anladım.
Çünkü bu proje sıradan bir konser değil; uzun yılların emeğiyle hazırlanmış özel bir müzik yolculuğu.
Bugün popüler müzikte hızla tüketilen işler arasında böylesine özenli projeler görmek açıkçası umut veriyor.
Senfoni orkestrasıyla sahneye çıkmak cesaret ister.
Çünkü orada hiçbir şey gizlenmez; sesiniz, yorumunuz ve müziğiniz tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.
Ebru Yaşar ise bu sınavı başarıyla verdi.
Şimdi bu büyülü konser serisi Ayvalık'tan Antalya'ya, İzmir'den Gaziantep'e ve Adana'ya uzanacak.
Bana göre bu turne, yaz konserlerinin en özel projelerinden biri olmaya aday.
Kuşadası'nda o atmosferi yaşayan biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; bu konser sadece Ebru Yaşar hayranlarının değil, müziği gerçekten hissetmek isteyen herkesin izlemesi gereken bir deneyim.

10