Martin McDonagh'ın yazıp yönettiği "Wild Horse Nine", bizi 1973 darbesinin arifesindeki Şili'ye götürüyor. John Malkovich'in canlandırdığı Chris ile Sam Rockwell'in oynadığı Lee, ülkenin demokrasisini hedef alan gizli operasyonlarda görevli iki CIA ajanı. İkili, bir haftalık mola verip Easter Island'a gidiyor. Ölümcül bir hastalıkla mücadele eden Chris geçmişiyle ve yaklaşan sonuyla yüzleşiyor... Ödül sezonunda adından söz ettiren film, McDonagh'ın keskin kara mizahını dostluk, vicdan ve ölüm üzerine sorularla buluştu-ruyor. John Malkovich'le filmi konuştuk.
Türkiye'ye daha önce gelmiştiniz, değil mi
- Evet, geldim. Hatta birçok kez. Gelecek yıl tekrar geliyorum.
Ne zaman geliyorsunuz
- Mart ayında. "The Music Critic" adlı bir gösterim var. Bu gösterinin bir bölümü Türkiye'deki bir müzik eleştirmeninden esinleniyor. Bu gösteriyle İstanbul'a üçüncü kez geleceğiz. Daha önce İstanbul'da başka projelerde de yer aldım. Ama Türkiye'ye dönmekten her zaman büyük mutluluk duyuyorum. Türkiye'yi çok seviyorum. Muhteşem bir ülke. Çok güzel bir yer ve çok güzel insanları var.
Öncelikle film muhteşem. Canlandırdığınız Chris çok derinlikli bir karakter. Kendisi bir CIA ajanı. Siz Chris'i nasıl tanımlarsınız
Haberin Devamı- Chris, bir yandan tipik bir Amerikalı ahmak, diğer yandan da trajik bir figürün birleşimi gibi. Özgür dünya ile Sovyet dünyası arasında, komünizm ile sözde demokrasi ya da kapitalizm arasında büyük, varoluşsal bir mücadele olduğuna inanmış biri. Ancak zamanla amaçları ve yöntemleri sorgulamaya başlıyor.
SAM BANA DUSTIN HOFFMAN'I HATIRLATIYOR
Filmde Sam Rockwell ve Steve Buscemi de var. Onlarla çalışmak nasıldı
- Harikaydı. Aslında Steve'in oyunculuk yaklaşımı benimkine biraz daha yakın. O daha çok içgüdüleriyle hareket eden bir oyuncu. Ya da belki benim ona benzediğimi söylemek daha doğru olur. Ben oyunculuk üzerine akademik anlamda çok fazla çalışan, oyunculuk tekniklerini sürekli inceleyen biri değilim. Ama Sam oyunculuğu ciddiye alan, gerçek anlamda bir oyunculuk öğrencisi. Sürekli film izler, filmleri ve oyunculuk performanslarını büyük bir titizlikle inceler.
Bana Dustin Hoffman'ı hatırlatıyor. Dustin'le de uzun süre birlikte çalışma fırsatım olmuştu. İkisi de oyunculuğun gerçek anlamda akademisyenleri gibi. Oyunculuk sanatını neredeyse takıntı derecesinde inceliyor ve üzerinde çalışıyorlar.
Filmde çok fazla diyalog var. Senaryoyu ezberlerken uyguladığınız bir yöntem var mı
-Her zaman kafamda birkaç farklı eser oluyor. Yedi-sekiz farklı yapımla turneye çıkıyorum. Bunların gerektirdiği ezberin düzeyi de değişiyor. Bazen metnin tamamını ezberlemek gerekiyor; bazen de hangi notanın hangi heceye denk geldiğine kadar her ayrıntıyı... Benim açımdan asıl fark şu: Artık neredeyse sürekli ezber çalışıyorum. Eskiden bir oyun metni gelirdi, iki kez tekrar ederdim, ezberlemiş olurdum. Şimdiyse çok emek harcamam gerekiyor. Ama Martin'in diyaloglarını ezberlemek çok kolay, çünkü çok özgünler.
HAYAT BANA ÇOK AMA ÇOK CÖMERT DAVRANDI
Filmin lokasyonu olan Easter Adası gerçekten nefes kesici bir yer. Farklı bir kültürün, farklı insanların yaşadığı bir adaya gitmek nasıl bir deneyimdi
Haberin Devamı- Oraya çalışmak için gittim. Ama adayı da görme fırsatım oldu. Çok güzel bir yer. Orada bulunmayı da, çalışmayı da çok sevdim.
Karakteriniz ölümü ve son arzularını sık sık düşünüyor. Peki siz ölümden korkuyor musunuz
- Hayır, hayır. İnanılmaz bir hayat yaşadım. Akıl almaz derecede hem de... Muhteşem bir hayatım oldu. Küçük kız torunlarımız var. Onlarla geçiremeyeceğim zamanlara üzüleceğim. Çünkü oldukça ileri bir yaşta torun sahibi olduk. Ama geç olması, hiç olmamasından iyidir.(Gülüyor) Hayat bana çok ama çok cömert davrandı. Tabii, gitmek için acelem de yok! Ama hayır, korkmuyorum.

8