'Bu film bana oyunculuk sevgimi yeniden hatırlattı'

Hollywood'un en güçlü ve karizmatik oyuncularından Matthew McConaughey, 2019'dan sonra filmlere uzun bir ara verdi; yazdı, üretti, ailesine ve hayatın farklı alanlarına yöneldi. Oscar'lı yıldız, 6 yıllık sessizliğin ardından Paul Greengrass'ın yönettiği "The Lost Bus" filmiyle setlere döndü. Gerçek olaylardan esinlenilerek çekilen filmde, büyük bir yangının ortasında mahsur kalan 23 çocuğu kurtarmaya çalışan otobüs şoförü Kevin McKay'i canlandıran oyuncuyla bu yeni projeyi konuştuk.

Sizi 2019'dan bu yana bir filmde izlememiştik. "The Lost Bus"a kadar uzanan bir ara verdiniz. Peki sizi böyle bir ara vermeye iten neydi

- Aslında sürekli bir şeyler yazıyordum ama kendime "yazar" diyebilir miydim, pek emin değildim. Bu süre içinde, yazdıklarımı ve düşüncelerimi bir araya getirerek kitaplaştırmayı deneme cesaretini buldum. "Bunlar başkalarıyla paylaşılmaya değer mi" diye kendime sordum. Bu da benim için yeni bir yaratım alanı oldu.

Son 6 yılda yaşanan bazı krizler karşısında kendimi farklı şekillerde sınadım. "Böyle bir durumda ben nasıl davranırdım Ne yapabilirim" diye düşündüm. Uvalde'deki okul saldırısından sonra memleketime giderek, "Belki bir yardımım dokunur" dedim.

Bu dönemde liderliğin farklı biçimleri üzerine düşündüm, araştırdım ve kendimi yeni alanlara açık tuttum. Son derece yaratıcı bir 6 yıldı. Daha fazla yazdım; sanırım gerçekten bir yazar oldum. Aynı zamanda babalığın tadını çıkardım. Babalık, film çektiğim dönemlerde de hayatımın her zaman en önemli parçalarından biriydi. Şimdi yeniden film çekiyorum ama bu öncelik değişmiş değil.

Haberin Devamı

Üretmeye devam ediyordum. Sadece başka biçimlerde yaratıyordum, farklı sanat alanlarında kendimi ifade etmeye çalışıyordum. 6 yıl önce filmdeki Kevin karakterini oynasaydım, bugün oynadığım Kevin ile aynı olmazdı. Çünkü farkında olsak da olmasak da hayatın içinde yaşadığımız her şey bizi değiştiriyor. Ben ilhamımı her zaman gerçek hayat deneyimlerimden aldım. Bazen hayatınızın belirli bir bölümünü gerçekten yaşayabilmek için durmanız gerekir. "Bir süre hayatımı farklı bir şekilde yaşayacağım" dersiniz. Bu da oyunculuğa, mesleğinize ve karakterlere bambaşka bir açıdan bakmanızı sağlar.

"The Lost Bus"ta Kevin'ı canlandırmak üzere sete döndüğümde hatırladığım en önemli şeylerden biri, oyunculuğu ne kadar çok sevdiğimdi. Bunu unutmuş değildim ama yeniden çok güçlü bir şekilde hissettim: "Aman Tanrım, bu işi yapmak gerçekten büyük bir mutluluk."

Haberin Devamı

Oyunculuk çok zor, yorucu ve insanı sınayan bir iş. Ama bir karakteri adım adım inşa etmek, diğer oyuncularla ve ekiple birlikte bir şey yaratmak, o sürecin içinde olmak inanılmaz tatmin edici.

Sonunda projeyi tamamlayıp filme baktığınızda, "Biz gerçekten iyi bir film yaptık" diyebilmek insana çok iyi hissettiriyor. Ben de "The Lost Bus" için bunu düşünüyorum. Oyunculuğu ne kadar sevdiğimi unuttuğumu söyleyemem. Ama bu film bana, onu ne kadar çok sevdiğimi yeniden hatırlattı.

Toplumun dışında kalmış ya da kimsenin kahraman olmasını beklemediği insanların kahramanca bir şey yaptığı hikâyeleri seviyorum.

ÇOK YIKICI VE SARSICI BİR HİKÂYE

*Peki neden bu film

Haberin Devamı

- Paul'ün sinema anlayışını seviyorum. Büyük ölçekli aksiyon sahnelerini yönetme biçiminin yanı sıra son derece kişisel ve yakın insan ilişkilerine dayanan dramları ele alışını da çok beğeniyorum. Filmlerinde bu ikisi arasında çok iyi bir denge kuruyor. Senaryoyu okuduğumda, hikâye gerçek olmasa bile izlenmeye ve çekilmeye değer olduğunu düşündüm. Ardından yaşanmış olaylara dayandığını öğrenince projeye duyduğum saygı daha da arttı ve bu hikâyenin bir parçası olmayı gerçekten istedim.

Bir oyuncu olarak gerçek bir olaya dayanan bir hikâye anlatmak, karakterin içine daha sağlam yerleşmeme yardımcı oluyor. Filmde umut veren, olumlu bir taraf var. Elbette çok yıkıcı ve sarsıcı bir hikâye. Yaşanan korkudan, acıdan ve kayıplardan kesinlikle kaçmıyor. Ancak hikâyenin merkezinde, o sabah uyandıklarında kahramanca bir şey yapacaklarını hiç düşünmeyen iki insan var: Bir otobüs şoförü ve bir öğretmen.

Haberin Devamı

Özellikle benim canlandırdığım Kevin, hayatı boyunca zor olan her şeyden kaçmış bir adam. Artık bunun hesabıyla yüzleşme noktasına gelmiş. Geriye dönüp baktığında, hayatı boyunca ortaya koyduğu hiçbir şey olmadığını düşünüyor.

Sonra annesini ve oğlunu kurtarmak, onları tahliye etmek için yola çıkmaya karar veriyor. Bu, onun uzun zamandır aldığı en büyük karar. Tam o sırada 23 çocuğu gidip alması için telefon geliyor.

*Peki bir insan nasıl bir karar vermeli O çağrıya "hayır" diyerek annesini ve oğlunu kurtarmaya gitseydi, yanlış bir şey mi yapmış olurdu Bence bunun doğru ya da yanlış olduğuna karar vermek bize düşmez. Ama bir insanın, "Hayır, çocukları ben alacağım" demesini sağlayan şey nedir

Haberin Devamı

Toplumun dışında kalmış ya da kimsenin kahraman olmasını beklemediği insanların kahramanca bir şey yaptığı hikâyeleri seviyorum. Keza baba-oğul ilişkisi de bu projeyi seçmemde çok önemliydi.