Bu deneyim bize empati kazandırdı

Adam Sandler, popüler kültürün dilini çok iyi yakalayan, komediden dramaya rahatlıkla geçebilen bir isim. Laura Dern de çocukluğundan beri sektörün içinde büyümüş bir oyuncu. Dünyaca ünlü iki yıldız, Noah Baumbach imzalı "Jay Kelly"de bu kez spot ışığının öbür tarafına geçiyor: Yıldızın arkasındaki görünmez gücü, menajer ve PR ekibini canlandırıyorlar. Los Angeles'ta yaptığımız sohbette, ünlü olmayı değil o şöhreti ayakta tutan ekibi konuştuk.

◊ Sizi temsil eden ekibiniz (menajer, basın danışmanı, ajans), "Jay Kelly" filminde onların işini canlandırınca size neler söyledi

- Laura Dern: Basın danışmanım Anett Wolf çantalarına hep Hermes eşarbı bağlar; o detayı filmde uygulamak ona bir gönderme oldu. Bu detayı özellikle eklemek istedik. Şunu da söyleyebilirim ki; bizi temsil eden insanlarla 30 yılın üzerinde çalışabilme şansımız oldu. Onlar aile gibi. Yol gösteren, mentorluk eden, inanılmaz sabırlı insanlar. Bu rolle birlikte, oradan oraya koşturmanın nasıl bir şey olduğunu bu kez karşı taraftan, yani bizi temsil eden insanlar tarafından görmüş oldum. Bu deneyim bana daha fazla empati kazandırdı.

Haberin Devamı

◊ Bu hikâyede pek çok tema var, bunlardan biri de sadakat. Etrafınızdaki insanların kendinizi bulma yolculuğunuzda sizi destekleyip desteklemediği ya da sizi o yoldan alıkoyup koymadığını da ele alıyorsunuz yapımda...

- Adam Sandler: Hepimizin bir ekibi var. Biz işin ön tarafındayız. Ve diğer tarafı görünce anlıyorsun onların yaptıklarına ne kadar emek, ne kadar mesai gidiyor. Filmde benim en sevdiğim replik şu; "Sen Jay Kelly'sin ama ben de Jay Kelly'yim". Sanki ekiplerimiz de aynısını hissediyor; "Evet sen Adam Sandler'sın ama biz de senin kadar onun içindeyiz" gibi.

Benim karakterim için George'u (Clooney) sevmek çok kolaydı. Harika biri. Yanında olmak iyi geliyor insana. Çok cömert, çok veren bir adam. Hatta konuşurken ona bakıp şunu düşündüğüm oluyordu: "Ya ben bu adamı bütün gün dinlerim." O yüzden her şey çok doğal aktı. Benim karakterim o insanı seviyor ya, bizim ekiplerimiz de bizi gerçekten seviyor. Peşinden gittiğimiz şeye inanıyorlar; yükselişlerimizi sahipleniyorlar, düşüşleri bizimle birlikte yaşıyorlar. Biz de filmde tam bunu yakalamaya çalıştık.

Haberin Devamı

HAYAL EDEBİLECEĞİMEN BÜYÜK HEDİYE BU

◊ Filmde çok hoş bir an var; insan bazen hayatını filmlerle hatırlıyor. Sizin de hayatınızı çektiğiniz filmler üzerinden anımsadığınız oluyor mu

- Adam Sandler: Doğru bir yerden yakaladın. Gençlik filmleri var mesela. O zamanlar o kadar heyecanlısın ki, film yapıyor olmana bile inanamıyorsun. "Bana gerçekten evet mi dediler" diyorsun. Biri "Action!" diyor, repliğini söylüyorsun. Ve hâlâ aklın almıyor: "Bu gerçekten oluyor mu" Bir de üstüne para ödüyorlar sana! O da ayrı bir mucize zaten. Sonra zaman geçtikçe, hayatın içinde bazı şeyler oluyor tabii...

Neden anlatıyorum bunu bilmiyorum ama; mesela hüzünlü bir anım var. "50 First Dates" filminin çekimi için Hawaii'ye gidiyorduk. Çekime başlamadan 1 gün önce telefon geldi. Babamın hasta olduğunu söylediler. O film boyunca, benim için hikâye şuna dönüştü: Hawaii'den her hafta sonu Florida'ya babamı görmeye eve gitmek. Ne zaman biri o filmi açsa kafamda hemen o anıyla birleşiyor: "Ah... Babamın hastalandığı zamandı..."

Haberin Devamı

- Laura Dern: Evet... Filmde de dediğimiz gibi, bir gerçek var. Sinema, çoğu zaman bizim hafızamız. Hepimiz, filmler üzerinden konan işaretlerle kendi hikâyemize tutunuyoruz. Fakat benim asıl düşündüğüm şey şu; eğer hayatta bir mesleğimiz, bir tutkumuz varsa ve bu konuda şanslıysak, onun yanında yani yaptığımız işle gelen bir 'seçilmiş aile'miz oluyor. Çalışırken insan kendi insanını buluyor; kendi ekibini. Bu deneyimde de olağanüstü sanatçılarla çalıştım ve gerçekten çok derin dostluklar kurdum. Üstelik hayat yolculuğunda ne bulduğumuzu anlatan bir film yaparken... İnan, hayal edebileceğim en büyük hediye bu.