Adalet ve intikam peşinde

"Shameless"dizisinde Fiona Gallagher karakteriyle hafızalara kazınan Emmy Rossum,"Furious"ile bambaşka bir dünyanın ve çok daha karanlık bir hikâyenin içinde karşımıza çıkıyor. Rossum, dizide geçmişinin yaralarını taşıyan ve gizemli bir kadın seri katilin peşine düşen FBI ajanı Alice Black'i canlandırıyor. Lola Petticrew de soğukkanlı, zeki ve kolayca tanımlanamayan Catherine karakterine hayat veriyor. İki kadının yolları kesiştikçe, doğru ve yanlış arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Emmy Rossum ve Lola Petticrew ile "Furious" üzerinden kadın öfkesini, travmayı, "kusursuz mağdur" algısını ve izleyicinin ahlaki sınırlarını zorlayan karakterlerini konuştuk.

* Karakteriniz Alice, korkunç şeyler yapan birinin peşine düşüyor. Ancak onun yaptıklarını affetmemizi istemeden, neden böyle birine dönüştüğünü anlamaya da çalışıyor. Hem başrol oyuncusu hem de yürütücü yapımcı olarak performansınızın tonunu nasıl kurdunuz

- Emmy Rossum: Oyuncu olarak bir role yaklaşırken, ister iyi adamı ister kötü adamı oynayın, göreviniz her şeye empatiyle yaklaşmak diye düşünüyorum. Karakter sizden farklı olduğunda, onu öğrenmek, karakterin dünyasını hayata geçirmek, izleyenlerle bağ kurmak ve onlara dokunmak için kendi hayatınızdan ve geçmişinizden parçaları kullanmak heyecan verici.

Bence hikâye anlatıcılığı, içimizdeki bir şeyle yüzleştiğimizde en güçlü hâline ulaşıyor. Dünyayı alıştığımızdan farklı bir biçimde görmek ve düşünmek için bir fırsat sunuyor. Bu karakter, daha önce oynadıklarımdan kesinlikle çok farklı: Daha içe dönük, daha ketum ve kendisiyle bağını büyük ölçüde koparmış biri.

Haberin Devamı

Bunun her iki kadın karakter için de geçerli olduğunu düşünüyorum. İki karakter de son derece riskli ve tehlikeli davranışlar sergiliyor. Geçmişte maruz kaldıkları şiddet nedeniyle, bir şey hissedebilmek için uç noktalara ihtiyaç duyuyorlar.

Bu benim için çok farklı bir durum. Ben her an çok yoğun hisseden biriyim; rüzgâr esse etraftaki her şeyi hissederim. Bu nedenle karakterin dünyasına girebilmek için şunu anlamaya çalıştım: Şiddet mağduru olmasının yanı sıra kolluk kuvvetlerinde çalıştığı için, bu işi yapabilmek, erkek egemen bir alanda var olabilmek ve yıllar, hatta on yıllar boyunca bu mesleğin yoğunluğuna dayanabilmek adına daha yumuşak, daha kadınsı taraflarıyla bağını nasıl koparmış olabilir

YAPTIKLARININ İYİ Mİ, KÖTÜ MÜOLDUĞUNA KARAR VERMEK BANA DÜŞMEZ

* Oynadığınız seri katil hakkında konuşalım. Azmi, zekâsı... Catherine'i anlatır mısınız

- Lola Petticrew:Gerçekten inanılmaz biri. Bence asıl mesele de bu: Sevilebilir, hatta insanın gönlünü kazanabilecek bir karakter. Dizi, bu kadınların tüm karmaşıklıklarıyla; sert, çelişkili ve gri taraflarıyla var olabilmelerine alan açıyor. Ardından izleyici kendi ahlaki sınırlarıyla hikâyeye dâhil oluyor ve biz bu sınırları giderek daha da zorluyoruz. Öyle ki insanlar, diziyi izlemeden önce asla haklı bulamayacaklarını düşündükleri bazı şeyleri savunmaya başlıyorlar.

Haberin Devamı

Dizi aynı zamanda "kusursuz mağdur" düşüncesini de çok güçlü bir biçimde yıkıyor. Çünkü karşınıza yalnızca masum "komşu kızı" tipi çıkarılır ve onun yaşananları kesinlikle hak etmediği söylenirse, dolaylı olarak bazı insanların bunları hak ettiğini ima etmiş olursunuz. Bu da düpedüz korkunç bir düşünce.

* Seri katil rolü oynarken, günün sonunda eve gitmek zor oluyor mu, yoksa sette her şeyi atıyor musunuz

- Lola Petticrew: Bu benim işim. Emmy'nin dediği gibi, kendi ahlaki yargılarınızla gelemezsiniz. Catherine'in yaptıklarının iyi mi kötü mü olduğuna karar vermek bana düşmez; bu izleyiciye kalmış bir şey. Setten sonra akşam eve gidip çoraplarınızı giyip bulaşık makinesini doldurmanız gerekiyor.

Haberin Devamı

İKİSİ DE DERİNDENKUSURLU KADINLAR

* Emmy, derin travma yaşayan bir kadını canlandırıyorsunuz. Ancak ironik biçimde, bu travmanın dışavurumları onu işinde çok başarılı kılıyor. Karakterinin doğasındaki bu ikilik hakkında neler söylemek istersiniz

- Emmy Rossum: Bazen süper güçlerimiz, aynı zamanda bizimle ilgili en zorlayıcı şeyler de olabiliyor. Benim karakterimin Lola'nın karakteri Catherine'e (seri katil) karşı neredeyse mıknatıs gibi bir içgüdü duymasının nedeni, aslında birbirlerinin aynası olmaları. Zamanla, farklı olduklarından çok daha fazla benzediklerini göreceğiz.

İkisi de derinden kusurlu kadınlar; ikisi de adalet ve intikam peşinde. Aralarındaki fark şu: Benim karakterim, kendisi için adaletin mümkün olduğuna inanmaktan vazgeçmiş ve daha geniş ölçekte adalet arıyor. Yine de kendi adalet arayışında onu hayal kırıklığına uğrattığını bildiği hukuk sisteminin çerçevesi içinde hareket etmeyi sürdürüyor.

Haberin Devamı