Türkiye ve Azerbaycan ortaklığı Kafkasya'da yeni bir dönemi başlatıyor

Bakü sokaklarında dolaşırken binaların cephelerinde dalgalanan Türk ve Azerbaycan bayraklarını yan yana gördüğünüzde, bunun diplomatik bir protokolden çok daha fazlası olduğunu derinden hissedersiniz. Haydar Aliyev'in "Tek millet, iki devlet" şiarıyla özetlediği bu bağ, sıradan bir uluslararası ittifak değil; sevinçte ve kederde kader birliği yapmış iki kardeşin sarsılmaz iradesidir. Yıllar boyunca Karabağ hasretiyle yanan yüreklerin 44 günlük Vatan Muharebesi'nde tek bir yumruk haline gelişine bizzat tanıklık eden bir kalem olarak, sahadaki bu dayanışmanın sadece Kafkasya'nın değil, tüm Avrasya'nın dengelerini kökten değiştirdiğini görüyorum.

Bu kardeşliğin en somut ve tarihi dönüm noktası, hiç şüphesiz 15 Haziran 2021 tarihinde imzalanan ve her iki ülkenin meclislerinde onaylanarak yürürlüğe giren Şuşa Beyannamesi oldu. Beyanname, iki ülke arasındaki münasebetleri sıradan bir dostluk seviyesinden resmi bir askeri ve stratejik müttefiklik statüsüne yükseltti. Belgenin en kritik maddesi uyarınca; taraflardan birinin bağımsızlığına, egemenliğine veya toprak bütünlüğüne üçüncü bir devlet tarafından tehdit veya saldırı yapılması durumunda taraflar, BM Şartı çerçevesinde birbirlerine gerekli her türlü askeri ve lojistik yardımı sağlamayı taahhüt ediyor. Bu hukuki bağ, iki ordunun ortak tatbikatlarla kurduğu operasyonel uyumu kurumsal bir güvenceye kavuşturdu.

Güney Kafkasya'da tesis edilen bu yeni gerçeklik, yalnızca askeri alanda değil; Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, TANAP ve hayata geçirilmesi hedeflenen Zengezur Koridoru gibi dev projelerle küresel ticaret ve enerji yollarının kalbine yerleşiyor. Türk Devletleri Teşkilatı'nın lokomotif gücü haline gelen Ankara-Bakü hattı, Türk dünyasının entegrasyonu için de vazgeçilmez bir omurga işlevi görüyor.