Dünya, belki de son yılların en sarsıcı diplomatik hamlesine tanıklık ediyor. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu dünya kamuoyunun gözleri önünde, üstelik fiziksel güçle kaçırdı ve şimdi onu yargılamaya hazırlanıyor. Bu sadece bir ülke liderine yönelik değil, aynı zamanda tüm dünyaya, özellikle de ABD karşıtı çizgide duran yönetimlere verilmiş açık bir mesaj niteliği taşıyor.
Gücün Sınırları ve Uluslararası Hukukun Gölgede KalmasıTrump'ın bu operasyonu, "egemenlik" kavramının bugün ne kadar kırılgan hale geldiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Uluslararası hukukta hiçbir ülkenin başka bir devletin liderini zorla alıkoyma hakkı yoktur. Ancak mesele artık yasal sınırlar değil; mesele, gücün kimde olduğu. ABD, bu hamlesiyle şunu söylüyor: "Kuralları ben koyarım, benim için hukuk yoksa sizin için hiç yok."
Venezuela İçin Yeni Bir Dönem mi BaşlıyorMaduro'nun kaçırılması, Venezuela'da siyasi ve toplumsal dengeleri kökünden sarsacak bir gelişme. Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'in geçici olarak göreve getirileceği açıklanmış olsa da, bu geçiş sürecinin istikrarlı işleyeceğine dair güçlü bir işaret yok. Zira sadece lider değil, ideolojik bir rejim de hedef alındı. Maduro, sadece bir isim değil; Chavez sonrası kurulan sosyalist yapının sembolüydü. Şimdi o yapının lideri düşürüldü. Sırada sistem mi var
ABD'nin Küresel Mesajı: Sıra KimdeTrump'ın bu hamlesi, yalnızca Venezuela'ya yönelik bir müdahale değil. Çin'e, Rusya'ya, İran'a ve hatta sessiz muhalif pozisyonunu koruyan Avrupalı bazı ülkelere verilen bir mesaj. ABD dış politikasında "yumuşak güç" yıllarının yerini yeniden "sert müdahale" politikası alıyor olabilir. Bu, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönem anlamına geliyor: İnisiyatif alan değil, karşısında duran kaybeder.

117