Epstein belgeleri neden şimdi gündemde

Jeffrey Epstein dosyaları her yeniden açıldığında aynı rahatsız edici tabloyla karşılaşıyoruz: İddiaların ağırlığı ve dosyanın toplumsal etkisi çok büyük, buna karşın yargısal çıktılar sınırlı, kamuoyuna yansıyan belgeler ise parçalı ve bağlamsız. Epstein'in cezaevinde ölmesi ve Ghislaine Maxwell'in mahkûmiyeti dışında, belgelerde adı geçtiği söylenen birçok kişi bakımından "somut yargı süreci" görmememiz, doğal olarak şu soruyu büyütüyor: Madem sonuç üretmeyecek, neden bu kadar "ifşa" yapılıyor

Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Üstelik konuştuğumuz şey, yalnızca bir ceza dosyası değil; devlet kurumları, medya mekanikleri, siyasi iklim ve toplumun adalet duygusunun aynı potada eridiği, yıllara yayılan bir kriz anlatısı.

"İfşa" ile "kanıt" arasındaki gerilim

Epstein dosyalarında en sık yapılan hata, "bir ismin geçmesi" ile "suç isnadı"nı aynı şey saymak. Dosyalarda bir isim, tanık beyanında, iletişim listesinde, medya kupüründe, uçuş kayıtlarında ya da üçüncü kişilerin notlarında geçebilir. Bu, otomatik olarak suçlama ya da delil anlamına gelmez. Ancak kamuoyu çoğu zaman bu ayrımı yapmaz; medya da her zaman bu ayrımı netleştirecek bir dil kurmaz.

Bu noktada ortaya çıkan şey, adli hakikatten çok "algısal hakikat"tir. Algısal hakikat güçlenir, isimler dolaşıma girer, itibarlar etkilenir; ama yargısal hakikat aynı hızla ilerlemez. İnsanların "neden yargılama yok" sorusu biraz da buradan beslenir.

Belgeler neden şimdi dolaşıma giriyor

Benim kanaatim, bu tür dosyalarda zamanlama çoğu kez tek bir düğmeye basılarak açıklanmaz. Genellikle üç dinamik aynı anda çalışır.

Birincisi, yargı ve bürokrasinin ritmi. Bazı materyallerin kamuya açılması, temyiz süreçleri, gizlilik kararları, tanık güvenliği, soruşturma tekniği gibi başlıklarla gecikebilir. Bu gecikme, dışarıdan bakıldığında "örtbas" gibi görünür; içeriden bakıldığında ise "usul" diye anlatılır. Bu gerilim çözülmediği sürece zamanlama her defasında şüphe üretir.

İkincisi, kamuoyu ve siyaset basıncı. Toplumsal ilgi yükseldiğinde, "şeffaflık" talebi kurumsal refleksleri zorlar. Kurumlar bazen bu basıncı yönetmek için sınırlı açıklamalar yapar. Fakat sınırlı açıklama, bağlam sunmadığında, şeffaflık üretmek yerine yeni spekülasyon üretir. Yani açıklama yapılır ama "neden şimdi" sorusunu dindirmez; tam tersine büyütür.

Üçüncüsü, medya ekonomisi. Epstein gibi dosyalar, küresel ölçekte tıklanır, izlenir, konuşulur. Her yeni belge kırıntısı, yeni bir gündem dalgası yaratır. Bu dalga, adaletin değil dikkat ekonomisinin hızında çalışır. Sonuçta dosya, bir "haber" olmaktan çıkıp bir "döngü" haline gelir.

"Üstü kapatılacaksa neden ortaya saçıldı" sorusu

Bu soru çok haklı bir öfkeyi taşıyor: Toplum, ağır iddiaların karşısında "ya ceza ya beraat" gibi net bir yargısal sonuç bekler. Oysa burada görülen, parçalı ifşalar ve sınırlı yargısal çıktılar.

Bu çelişki, bazen kasıtlı bir "kontrollü boşaltma" izlenimi yaratır: Kamuoyuna bir şeyler verilir, baskı geçici olarak düşer, dosya yeniden sessizliğe gömülür. Böyle bir mekanizma gerçekten işletiliyor mu, bunu dışarıdan kesin söylemek mümkün değil. Ama şunu söylemek mümkün: Bağlamsız ifşa, çoğu zaman hesap sormayı kolaylaştırmaz; aksine hesap sorulabilirliği dağıtır. Herkes hakkında her şey ima edildiğinde, sonunda hiçbir şey netleşmez.

"İngiltere'ye gözdağı" iddiası üzerine