Semiha Berksoy eşine az rastlanır bir dramatik sopranodur. Onu sahnede gören herkes için derinlikli bir oyuncudur. Tiyatroda canlandırdığı her rolü olduğundan daha cazip kılan bir yorumcudur aynı zamanda. Etkileyici bir ressamdır. Birçok açıdan kendi varlığını, hayatını, çevresini bile bir sanat eserine dönüştüren bütüncül bir sanatçı kısacası. Ruhuyla, bedeniyle, aklıyla aykırı bir kadın. Türkiye'nin opera dünyasında "ilk"lerin, kendi hayatında "mücadele gücü"nün simgesi olmuş şaşırtıcı bir insan. Kendi deyişiyle, bir ateş kuşu.br data-mce-bogus"1"
Bu satırları Dikmen Gürün'ün Şubat 2024'te Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan "Ateş Kuşu Semiha Berksoy" başlıklı kitabının arka kapağındaki tanıtımdan aktardım. Yapıtta bu olağanüstü sanat ve yaşam ustasının tüm özellikleriyle anlatıldığını görüyoruz. br data-mce-bogus"1"
Haldun Taner'in "Keşanlı Ali Destanı" oyununun 1964'teki -tarih yazan- ilk yapımını izleyebilmiş bir seyirci olarak, Semiha Berksoy'un yarattığı sahne büyüsünün birinci elden tanığıyım. Oyun, İstanbul'un varoşlarında oluşmuş bir gecekondu semti olan Sinekli'nin merkez alanına açılır. Karşınızda "genel hela" vardır. Semiha, helacı kadın (korobaşı) Şerif Abla rolündedir. Bu müzikli oyunun ilk solo şarkısı onundur. Sanatçı olağanüstü sahne enerjisi ve ustalıklı ses kullanımıyla sizi -daha sahnede ne olup bittiğini anlayamadan- öykünün yüreğine öyle bir mıhlar ki oyunun bir parçası olup çıkıverirsiniz. (Şerif Abla'yı daha sonra pek çok değerli tiyatro oyuncusundan izledim. Hiç biri Berksoy'un yorumundaki vuruculuğa ulaşamamıştır).
KİTAP ÜÇ AÇIDAN OKUMA KEYFİ SUNUYORTopraklarımızın en -değişime gebeçetin bir tarihsel döneminde dünyaya gelip (1910), iki dünya savaşını ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı içeren koca bir yüzyıla (20. yüzyıl) boydan boya tanıklık etmiş ve yaşamının son aşamalarında (2004) bile üretmiş olan bu sanatçının öyküsünü dillendiren kitap üç bakımdan keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. Öncelikle, Semiha'nın Dikmen Gürün'le olan sıcak dostluğu, biyografi tadındaki anlatının her bir satırında yansıyarak sizi de aynı sevgi çemberi içine alıyor. Dahası, sanatçının yaşam öyküsü, ülkemizin ve dünyanın çeşitli kritik zamanlarında bir sanat insanı ve bir kadın olarak verdiği savaşımın anlatımını da içerdiği için, merakla ve coşkuyla izleniyor. Üçüncü olarak da yazar Gürün, yalnız kendi izlenimlerini değil, Semiha ve başkaları tarafından yazıya dökülmüş birçok belgede yansıyan düşünceleri de paylaşıyor okurlarıyla.br data-mce-bogus"1"
"Ateş Kuşu Semiha Berksoy" kitabı sanatçının ayrıntılı yaşamöyküsüyle başlıyor. Gürün, Berksoy'u "Bir imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyetin kızı" olarak tanımlıyor. Öykü, Semiha'nın çocukluktan genç kızlığa, "seyirden sahneye", "hayalden gerçeğe", Nâzım Hikmet'le paylaştığı yaşantılara uzanan ilk dönemden geçerek, İstanbul'da "Lüküs Hayat"tan, İran Şahı

216