Küresel satrançta Türk hamlesi: 2026 savunma doktrini

​Tarih, sadece olayların peş peşe dizildiği bir kayıt defteri değil; ancak kudretli bir iradeyle yönü değiştirilebilen devasa bir nehir...

O devasa nehir bugün hızla akıyor ve Türk dünyası, bu akışın ortasında kendi yatağını bizzat belirlemek üzere ayağa kalkıyor.

​Küresel sistemin fay hatları, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir süratle yerinden oynarken; uluslararası düzen artık adil hukuk sisteminden çıkmış, gücün doğrudan çarpıştığı bir arenaya dönüşmüş durumda.

​Bu sert gerçeklik karşısında, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in 5 Ocak'taki çıkışı, Türk dünyasının 21. yüzyıldaki varoluş kodlarını yeniden tanımlayabilecek stratejik bir manifesto niteliğinde.

​Aliyev'in: "Güç vardır, müttefiklik vardır, karşılıklı destek vardır" tespiti, kabul görmesi halinde yeni dönemin parolasını belirleyecek; bu söylem, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ilan ettiği "21. Yüzyıl, Türk Devri Olacaktır" doktrininin güvenlik zeminini tahkim edebilecek bir güçte...

​JEOPOLİTİK ZORUNLULUK VE TEHDİTLER

​Liderlerin bu ortak güvenlik vizyonuna yönelmesi, esasında romantik bir idealin ötesinde, bölgedeki somut tehditlerin doğurduğu stratejik bir zorunluluk...

Bugün Kafkasya ve Türkistan; Batı'nın Ermenistan üzerinden kurguladığı yeni vekalet senaryoları ve küresel ticaretin şah damarı mahiyetindeki Orta Koridor'a yönelik hibrit müdahalelerle karşı karşıya...

​Aliyev'in 2026 yılı için önerdiği "Ortak Askeri Tatbikat" hamlesi, bu tehditlere karşı proaktif bir caydırıcılık refleksine dönüşürken; bu adımın atılması, Türk dünyasının bölgesel krizlere karşı tek yumruk gibi hareket edebilmesinin önünü açacak bir gelişme...

​Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her platformda vurguladığı "Türk Devletleri Teşkilatı artık küresel bir denge merkezidir" tespiti, işte bu askeri sütunla birleştiğinde sarsılmaz bir bütüne dönüşme potansiyeli taşıyor.

BİR SEÇENEK DEĞİL BEKA ZORUNLULUĞU

​Aliyev, "Kim güçlüyse o haklıdır" derken karamsar bir tablo çizmiyor; aksine Erdoğan'ın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarını askeri sahaya taşıyor.

İki liderin de vurguladığı gerçek çok net: Eğer bugün enerji koridorlarını korumak, Zengezur'u hayata geçirmek ve Orta Koridor'u dünyanın ana ticaret rotası yapmak istiyorsak; bunun tek yolu bu devasa yatırımları koruyacak bir "askeri şemsiye" oluşturmaktır.

​Erdoğan'ın "Birlik ve beraberliğimiz, Türk dünyasının bekasının teminatıdır" sözü, Aliyev'in 2026 planıyla birleştiğinde; Türk dünyası artık sadece bir kültür birliği değil, "stratejik güvenlik havzası" haline geliyor.

​ŞUŞA MODELİ: RÜŞTÜNÜ İSPATLAMIŞ BİR ENTEGRASYON

​Bu yeni savunma mimarisinin en somut laboratuvarı hiç şüphesiz, başarısı savaş meydanlarında tescillenmiş Türkiye-Azerbaycan müttefiklik modeli olan Şuşa Beyannamesi'dir.

Şuşa Beyannamesi ruhunun tüm Türk Devletleri Teşkilatı üyelerine yayılması; iki devlet arasında sağlanan o muazzam savunma entegrasyonunun, tüm Türk coğrafyasını kuşatan bir güvenlik havzasına evrilmesini sağlayacaktır.