2025 yılının son demlerinde, masamdaki notlar ve zihnimdeki görüntüler arasında mekik dokurken, geride bıraktığım 365 günün sadece bir takvim yaprağı değil, insanlık tarihinin en keskin virajlarından biri olduğunu derinden hissediyorum.
Bir gazeteci olarak, tarihin bu denli yüksek sesle yazıldığı bir döneme tanıklık etmek, ruhumda hem onurlu bir yük hem de dinmeyen bir merak uyandırıyor.
İp cambazı gibiydi dünya geride kalan yılda; hep bir uçurumun kıyısında, hep bir rüzgârın insafında. Dünya, geride bıraktığımız yılda adeta fay hatları üzerinde dans etti.
Gazze'nin; dumanı tütmeye devam eden enkazlarından, Ukrayna'nın bozkırlarına uzanan o kanlı coğrafyada, insanlığın vicdan sınavına şahitlik ettim.
Filistin hattındaki o bitmek bilmeyen hicran, Gazze'de yaşanan katliam, devletlerin kağıt üzerindeki soğuk stratejilerinin, masum bir çocuğun gözlerindeki korkuyla nasıl çarpıştığını gösterdi bana.
Irak'tan Suriye'ye, Yemen'den Sudan'a kadar uzanan o kadim topraklar, vekalet savaşlarının ve bitmek bilmeyen güç oyunlarının gölgesinde bir yılı daha geride bıraktı.
Amerika'nın kendi içindeki buhranları, okyanus ötesindeki o devasa gücün aslında ne kadar kırılgan bir zeminde yürüdüğünü hissettirirken; Ege'de, Kıbrıs'ın iki yakasında yükselen o tanıdık ama bir o kadar da taze gerilimler, coğrafyanın kader olduğunu bir kez daha hatırlattı.
"Nereden nereye" dediğim her durakta, insanlığın biraz daha eksildiğini gördüm.
Ancak bu karanlık tablonun içinde, bir yıldızın parlayışını izler gibi izledim Türk dünyasının şahlanışını.
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki o tarihi kırılmanın ardından gelen kalıcı barış arayışı ve Türk devletlerinin ekonomik bir dev olma yolundaki kenetlenişi, sadece bir ticaret hacmi artışı değil, yüzyıllık bir rüyanın uyanışı gibiydi.
Yakın Doğu'nun o kaotik denkleminin tam merkezinde, Türkiye'nin bir denge unsuru, bir "merkez güç" olarak duruşu; attığım her başlıkta, yazdığım her satırda kalemimin ucuna bir gurur nişanı gibi takıldı.
İçeride ise Türkiye, sadece savunma sanayindeki devrimleriyle veya teknolojik hamleleriyle değil, toplumsal bir direnç ve birleşme arzusuyla devleşti.
PKK'nın Türkiye uzantısının silah bırakma noktasına gelişi, bu toprakların evlatlarının artık sadece geleceği inşa etmeye odaklandığının en somut kanıtıydı.
Bugün hem ulusal hem de uluslararası ölçekte toplumların ruh halini tek bir kelimeyle özetlemem gerekse, o kelime şüphesiz "Arayış" olurdu.
Halklar adaleti, devletler gücü, bireyler ise huzuru aradı. Ama biz, Anadolu'nun kalbinde atan o ortak nabızla, "Birlik" duygusunda sebat ettik.
Bir yerde bomba patladığında veya bir sınır kapısı kapandığında, bunun ülkem insanına, ekmeğine ve güvenliğine yansımasını tahlil etmek, bir meslek meşakkati değil, milli bir görevdi benim için.
Sansasyonel bilginin sığ sularında boğulmak yerine, köklerini toprağa salmış çınar gibi, sadece milli birlik ve beraberlikten beslenen o saf gerçeğin peşinden koştum.
Hiç kimseye dayanmadan, sadece hakikatin ışığı altında geçirdiğim bu yıl, bana profesyonelliğin ötesinde bir şahsiyet kazandırdı.
Devlet Bahçeli'nin, o kırk yıllık habis uru söküp atmak için tutuşturduğu "Terörsüz Türkiye" meşalesi; devlet aklının haysiyetli bir kıyamı, milli bir şahlanışın bilge iradesi olarak kayda geçti.
Uluslararası alanda ise, Gazze halkının o kutlu direnişi her daim hafızamda kalacak!

19