Yazı, geleneksel Anadolu'da emek ve sabırla büyüyen çocukların, modern doyumsuzluğun ve ideolojik kutuplaşmanın kurbanına dönüştüğünü savunmaktadır. Yazar, okullardaki şiddet olaylarının kaynağını dış tehditler değil, ailenin ve toplumun maneviyatının yok edilmesine bağlamakta ve metal dedektörlerin değil, köklü bir sosyal arınmanın gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Ancak yazar, çocuğun şiddetine yönelten faktörleri aile yaşamı, tüketim kültürü, sosyal medya ve siyasi ayrışmaya eşit ağırlıkla mı dağıtmıştır?
Daha dün gibi aklımızda... Okul bahçelerinde, sınıflarda, minik ağızlardan dökülen o gür ve saf nida: 'Kâbe'de hacılar hu der, Allah...'
O günlerde bir ilahinin ritmiyle sallanan o küçük omuzlar, aslında koca bir medeniyetin en lekesiz hürriyetini taşıyordu.
O ses yükseldikçe, Anadolu'nun kadim topraklarındaki asil maya kabarıyor; çocuk, Yaradan'ın bir emaneti ve geleceğin mimarı olarak asıl tahtına oturuyordu.
***
Hatırlayın; eskiden Anadolu'da bir çocuğun görünür olmak gibi bir kaygısı olmazdı.
Çünkü o, zaten hayatın tam merkezindeydi. Çok çocuklu bir ailede dahi her çocuğun bir görevi, bir sorumluluğu vardı.
Sabah kalkınca yapılacak iş belliydi; o iş yapılmadan sofra kurulmaz, o emek verilmeden ekmek bölünmezdi.
Bayram arifesinde yeni bir pabucu kucaklayıp uyumanın, okula vakit bulmanın, öğretmeni pür dikkat dinlemenin, deftere yazı yazabiliyor olmanın, ilk kez bir meyveyi tatmanın o eşsiz mutluluğu vardı.
O heyecan, çocuğun ruhunu diri tutan bir bekleyiş ve sabır terbiyesiydi.
DOYUMSUZLUĞUN GETİRDİĞİ CİNNET
Çocuk, bir şeye ulaşmak için emek vermesi gerektiğini bilir; ulaştığında ise o nimetin ağırlığını ruhunda hissederdi.
Peki, ne oldu da Anadolu'nun o duru pınarından kana kana içen çocukların sevinci, bugün büyük tehditlerin kucağına düştü
Çünkü doyumsuzluğun cinnetini geçiren çocuklar için hiçbir şeye ulaşmanın heyecanı kalmadı.
Çünkü her bilgi, her oyun, her nesne bir ekran kadar uzağında ve 'hemen' orada.
Beklemek yok, özlemek yok, hak etmek yok. Her şeyin elinin altında olduğu bu hız ve haz çağı, çocukların hayata karşı duyduğu o saf heyecanı katletti.
ANLAMSIZ KARANLIK SAPAK
İnsan ruhu, emeksiz gelen hazlarla ve kutsaldan koparılmış bir 'nihilizmle' tatmin olabilir mi
Elbette hayır!
Her şeye doymuş ama hiçbir şeyi tatmamış bir nesil türettik.
Bu korkunç doyumsuzluk, bir süre sonra hayatın kendisini anlamsızlaştırdı.
Hayata karşı doyumu kalmayan çocuk, o içgüdüsel boşluğu doldurmak için uç noktalara savruldu.
Sıradan bir mutluluğu dahi tadamaz hale gelince, varlığını ancak yok ederek hissetmeye çalıştı.
ARADA KALAN MASUMİYET
Biz, o küçük kalplerdeki ilahi heyecanı hangi ideolojik hırsların, hangi sinsi saldırıların ortasında yitirdik
Daha dün o manevi iklime yelken açan saf zihinleri, büyüklerin dünyasındaki hangi kirli savaşlara kurban verdik
Meydanlarda, ekranlarda, siyasetin o soğuk ve ayrıştırıcı dilinde birbirini kıran yetişkinlerin öfkesi, süzüle süzüle o masum sıralara kadar sızdı!
Bir yanda modernlik maskesiyle kutsala düşmanlık edenler, diğer yanda ideolojik kamplaşmanın keskin uçları...
Anlayacağınız, bıçak kemiğe çoktan dayanmıştı!
***
Çocukların o şeffaf dünyası, iki çıkmaz sokak arasında sıkışıp kaldı.
Bu sarmalda, şiddet çocuk için varlık ispatı haline dönüştü.

14