En batıdaki Asyalı en doğudaki Avrupalı: Türkiye

​Dünya bugün, daha önce şahit olunmadığı kadar sert ve kuralsız bir değişim dalgasının pençesinde. "Hukukun Üstünlüğü" yerini, hiç çekinmeden "Güçlünün Hukuku"na bıraktığı; devletlerin ekonomik ve askeri hayatta kalma güdüsüyle yeni entegrasyon sahaları aradığı çok kutuplu bir sancı dönemindeyiz.

​Bu dönemin merkezinde Trump'ın "Yeniden Büyük Amerika" (MAGA) hedefiyle kurduğu, müttefiklikten ziyade "pazarlık ve kazanç" odaklı yeni doktrini yer alıyor.

​BATI YARIMKÜRE'DE KAYNAK OPERASYONLARI: VENEZUELA VE GRÖNLAND

​Trump'ın Amerikası, sarsılan ekonomisini ayağa kaldırmak için rotayı doğrudan stratejik kaynaklara çevirmiş durumda.

Venezuela'da Maduro ve eşine yönelik yargı hamlesi, sadece bir rejim değişikliği çabası değil; ülkenin devasa enerji kaynaklarını doğrudan Washington kontrolüne alma operasyonuydu.

​Ancak asıl hayret verici olan, Grönland meselesi. Trump'ın masasında sadece bir mülkiyet tartışması değil, Kuzey Kutbu'ndaki kritik mineraller ve jeostratejik hakimiyet için bir askeri müdahale seçeneği de duruyor.

Grönland, Amerika'nın "Altın Kubbesi"ni tahkim edecek yeni bir ekonomik ve askeri merkez olarak planlanıyor.

Kanada dahil olmak üzere, zengin kaynaklara sahip tüm çevre ülkelerin bu genişlemeci yeni "Monroe Doktrini"nin hedefinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Trump, iç kamuoyundaki muhalefeti kırmak, Epstein dosyalarını gölgelemek ve ekonomiyi canlandırmak adına, bu bölgeleri kısa vadede birer "çatışma ve işgal" sahası haline getirebilir.

Kaynaklara odaklanmak bir strateji olabilir ancak işgal maliyetleri ekonomiyi daha çok sarsabilir.

​ORTADOĞU: ATEŞ ÇEMBERİNDE VEKİL GÜÇLER DÖNEMİ

​Bu süreçte Trump yönetiminin Ortadoğu'da doğrudan bir saldırı yapmasını beklemiyorum; ancak bölgeyi "Ateş Çemberi" ile baş başa bırakacağı artık bir sır değil.

İran: İran'da ekonomi üzerinden tetiklenen iç karışıklıklar ve suikastlere varan kaotik süreç, Washington'un "vekil güçler" stratejisinin bir parçası...

Suriye: Suriye'nin SDG gibi terör yapılarıyla kendi içine dönük bir istikrarsızlığa hapsedilmesi, Amerika'nın bizzat sahada olmadan bölgeyi kontrol etme çabası...

Gazze: Ateşkes Anlaşmasına rağmen devam eden saldırılar, bölgede nihai bir barışın değil, Amerika'nın çıkarları doğrultusunda kontrol edilebilir bir şiddet sarmalının tercih edildiğini gösteriyor.

Yemen: Kızıldeniz ve Bab'ül Mendeb boğazındaki Husi gerilimi üzerinden yürütülen operasyonlar, Amerika'nın bölgedeki deniz hakimiyetini ve vekil güçler üzerinden kurduğu hegemonik denklemi pekiştiriyor.

Uluslararası sistemin bu denli savrulduğu bir iklimde, Türkiye'nin üstlendiği rol artık klasik diplomasi kalıplarıyla açıklanamaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önce dile getirdiği 'En Batıdaki Asyalı, En Doğudaki Avrupalı: "Türkiye" tanımı tam da bu sancılı dönüşümün ortasında yeni bir jeopolitik pusula değerinde.

Bu tanım; Siyonizmin, emperyalizmin ve Batı'nın kural tanımaz yayılmacılığı ile Doğu'nun stratejik derinliği arasında Türkiye'yi sadece bir köprü değil, bizzat istikrarı tesis eden merkezi bir güç olarak konumlandırıyor.

Bu vizyon, müttefiklik kavramının anlamını yitirdiği bir dünyada, Türkiye'nin kendi eksenini inşa etme kararlılığının en net özeti değil de nedir