Modern jeopolitiğin en çetin sınavlarının verildiği 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye; edilgen bir çevre ülke olma prangalarını parçalayıp küresel sistemin ağırlık merkezine evrildi.
Bu devasa şahlanış; statükoyu zorbalıkla korumaya çalışan güç odaklarının aksine, stratejik dehayı ve milli iradeyi merkeze alan liderlik vizyonuyla vücut buldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "DURMA" felsefesiyle hayat bulan bu yeni dönem; köhne yapıları tasfiye eden, yeni bir Türkiye tasarımı ortaya koyan ve bölgesel kaderi yeniden şekillendiren bir devrim olarak tarihe geçti.
TARİHİN İZİNDE ŞAHİTLİK
Bir gazeteci olarak, dünün mirasıyla yarının vizyonu arasında köprü kuran bu tarihsel dönüşümün her safhasını bizzat gözlemlemek, kariyerimin en nitelikli kazanımı diyebilirim.
Bölgesel krizleri analiz ettiğim her an, Türkiye'nin attığı her bir rasyonel hamlenin, küresel güç dengelerini nasıl saniyeler içerisinde geçersiz kıldığının bizzat şahidi oldum.
Öyle ki hazırladığım her analiz sadece bir haber metni yahut yazı değil, bir imparatorluk bakiyesinin oyun kurucu aktöre dönüşme sürecindeki tarihsel diyalektiğinin birer vesikası olarak literatürdeki yerini aldı.
TUZAKLARLA ÖRÜLÜ BİR YOL VE DİRENİŞ
Bu kutlu yürüyüş, sadece diplomatik başarılarla değil, bizzat çilenin ve eşi benzeri görülmemiş saldırı dalgalarının imbiğinden geçerek şekillendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderlik yolculuğu, her durağına ayrı bir tuzak yerleştirilmiş bir mayın tarlası gibiydi.
Bir şiir okuduğu için hapse atılarak siyasi hayatı bitirilmek istenen, "Muhtar bile olamaz" manşetleriyle kamusal alandan silinmeye çalışılan bir iradenin, zindanı bir diriliş okuluna dönüştürmesi dünya siyaset tarihinin en çarpıcı direnişlerinden biriydi.
Bu yolculukta tuzaklar hiç eksilmedi. 27 Nisan e-muhtırasıyla milli iradeye balans ayarı verilmeye çalışıldı, 2008'de yargı darbesiyle partisi kapatılmak istenerek halkın iradesi yok sayıldı.
Gezi kalkışmasıyla sokaklar terörize edildi, 17-25 Aralık kumpaslarıyla meşru hükümet devrilmek istendi ve 15 Temmuz hain darbe girişimiyle canına kastedildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası odakların zehir kustuğu her kritik eşikte bölgesel bir panzehir olmayı başarırken; konforu kendine paye edinen ve kişisel menfaatini davanın önünde tutanlarla yol yürümeyi de kendine zül saydı.
Her fırtınada sadece Hakk'a ve halkın ferasetine dayanarak devasa bir mukavemet kalesi inşa etti.
KUŞATMAYI KIRAN STRATEJİK HAMLE
2018 yılı, Türkiye için sadece bir takvim yaprağı değil, bir varoluş eşiğiydi. Güney sınırlarımız, adeta bir mengene gibi sıkıştırılmak istenen yapay bir kuşatma altındaydı.
Bir yanda İdlib üzerinden genişleyen bölgesel blokajın yakıcı baskısı, diğer yanda ise küresel merkezlerden lojistik destek alan terör koridoru projeleri...
Ankara, bu zifiri karanlığı sahadaki askeri doktrini ve masadaki yüksek diplomasi zekasıyla dağıttı.
"Güçlünün hukuku" adı altında dayatılan tüm yapay haritaları milletin sarsılmaz iradesiyle yırtıp atan bu duruş, vesayet odaklı projeleri siyasi izolasyona mahkûm ederek bölgesel tüm kirli tezgahları geçersiz kıldı.
YENİ BİR DÜZEN İNŞA EDEN DEVLET AKLI
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin başarısı sadece mevcut tehditleri bertaraf etmekle kalmadı, harabelerin içinden görkemli bir mimariyi yükseltmeyi de başardı.

5