COP31 Webinar Serisi' nin üçüncü oturumu, 21 Nisan' da; "Tarım ve Gıda Güvenliği: Dayanıklılık, Verimlilik ve

İş dünyası su yönetimine hedef koyuyor ama sadece fabrika içinde kalıyor; gerçek sorun tedarik zincirinde çözülmüyor - bu yeterliyse neden tarım hâlâ geleneksel yöntemlerle devam ediyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, tarım ve gıda sistemlerinin iklim krizine karşı dönüşümünde iş dünyasının farkındalığı olsa da uygulamadaki boşluğunu ortaya koyuyor. Şirketlerin çoğu kendi operasyonlarına odaklanırken, asıl risk yükünün tedarik zincirinde olduğu görmezden geliniyor. Peki, finansman ve dijitalleşme yatırımı arttığında bu kopukluk gerçekten kapanabilir mi?

Merhabalar sevgili okurlar.

Tarım ve gıda sistemleri, artan iklim ve su riski nedeniyle kırılgan hale gelirken, iş dünyası; bu riskleri yönetmede finansman, veri ve uygulama ölçeği açısından önemli bir dönüşüm ihtiyacıyla karşı karşıya kalmış durumda. Şirketlerin yüzde 69' u su yönetimiyle ilgili hedef belirlemiş olsa da, uygulamaları sadece fabrikanın iç operasyonlarıyla sınırlı kalıyor.

Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi' nin (WBCSD-World Business Council for Sustainable Development) Türkiye' deki bölgesel ağı ve iş ortağı olan SKD Türkiye (İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği); bu işbirliğinin beraberinde getirdiği sürdürülebilirlik birikimini, çalışma grupları faaliyetleri aracılığıyla üyeleri ve paydaşlarıyla çeşitli platformlarda paylaşıyor.

SKD Türkiye' nin COP31 hazırlıkları kapsamındaki üçüncü webinar oturumu, bu sorun alanlarına odaklanarak; risklerin daha doğru ölçülmesi, havza bazlı yaklaşımların güçlendirilmesi ve entegrasyonun hızlandırılması için çözüm yollarını gündeme taşımış bulunuyor.

Haberin Devamı

Türkiye' nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP31' e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde, iklim krizinin tarım ve gıda sistemleri üzerindeki etkisi kritik bir başlık haline gelmiş durumda. Kuraklık, ekosistem kaybı ve su döngüsündeki bozulmalar; tarım ve gıda sistemlerini etkileyen önemli riskler arasında yer alıyor. Bu nedenle tarım ve gıda sistemleri; dönüşüm ihtiyacı en yüksek sektörler arasında bulunurken, iklim müzakerelerinin, finansal sistemin ve ticaret politikalarının da merkezinde yer alıyor.

Gıdadan perakendeye, tekstilden kimyaya kadar pek çok sektörün hammaddesini doğrudan ya da dolaylı olarak tarımdan elde etmesi; iş dünyasının da bu dönüşüme hazırlanmasını zorunlu kılıyor. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği' nin, COP31 hazırlıkları kapsamında, 109 üye şirketiyle gerçekleştirdiği araştırma; iş dünyasının risklerin farkında olduğunu ancak henüz bu farkındalığın sahaya tam anlamıyla yansımadığını ortaya koyuyor.

Şirketlerin yüzde 68' inden fazlası sürdürülebilirliği yönetim kurulu seviyesinde sahiplenmiş olsa da, bu kararlılığı finanse edecek özel bir sürdürülebilirlik bütçesi olan şirketlerin oranı yüzde 33' te kalıyor. Bu finansal boşluk, gıda güvenliğinin temel taşı olan su yönetimini de doğrudan etkiliyor. Şirketlerin yüzde 69' u su hedefi belirlemiş olsa da, bu hedeflerin çoğu sadece fabrikanın iç operasyonlarıyla sınırlı kalıyor; asıl çözüm olan, havza bazlı bütüncül bir yaklaşıma dönüşemiyor.

Haberin Devamı

En büyük kırılma noktası ise, tarımın ana merkezi olan tedarik zincirinde yaşanıyor. Şirketler genellikle sadece kendi kontrollerindeki emisyonlara odaklanırken, gıda sistemlerinin asıl risk yükünü taşıyan Scope 3 (tedarik zinciri) alanı; veri toplama zorluğu ve sınırlı dijitalleşme yatırımları nedeniyle, hâlâ şeffaf bir şekilde yönetilemiyor. Özetle, iş dünyası yüzde 66' lık bir oranla yeşil yetkinlik dönüşümünü en kritik ihtiyaç olarak görüyor olsa da; tarım ve gıda sistemlerindeki dönüşümün doğru veri, finansman ve işbirlikleri ile hızlandırılması gerekiyor.

SKD Türkiye bu konuyu gündeme taşıyarak, COP31 Webinar Serisi' nin üçüncü oturumunu, 21 Nisan' da; "Tarım ve Gıda Güvenliği: Dayanıklılık, Verimlilik ve Doğa Pozitif Ekonomi" temasıyla gerçekleştirdi. Webinar' da; doğayla iklim arasındaki güçlü ilişki, tarım ve gıda sistemlerinde artan riskler ve ekosistem kaybının üretim süreçleri üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde ele alındı. Toprak sağlığının üretim maliyetleri ve dayanıklılık üzerindeki etkileri değerlendirilirken, iş dünyasından iyi uygulama örnekleri de katılımcılarla paylaşıldı.

Haberin Devamı

Programın açılış konuşmasını yapan SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Duygu Yılmaz; "Tarım ve gıda sistemleri iklim değişikliğinin etkilerine en açık, aynı zamanda da iklim değişikliğiyle mücadelede en güçlü çözüm alanlarını oluşturan sektörler. Bu nedenle bu sistemlerin dönüşümü yalnızca sektörel bir tercih değil; iklim hedeflerine ulaşmanın, doğa kaybını tersine çevirmenin ve gıda güvenliğini sağlamanın temel koşulu haline gelmiş durumda. Artan nüfusu beslemek zorunda olduğumuz bir dünyada, bunu daha fazla kaynak kullanarak değil; daha az kaynakla, daha dirençli ve doğayla uyumlu üretim modelleriyle başarmalıyız. Bu dönüşümün başarısı ise; tedarik zincirlerini şekillendiren, gerekli yatırımı yönlendiren ve dönüşümü ölçeklendiren iş dünyasının iyi uygulama örneklerine bağlı olacak." diye konuştu. Yılmaz, sözlerini; SKD Türkiye olarak bu dönüşümün hızlanması, yaygınlaşması ve somut sonuçlara dönüşmesi hedefiyle çalışmaya devam edeceklerini ifade ederek sonlandırdı.

Haberin Devamı

Oturumun konuk konuşmacısı BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO - The Food and Agriculture Organization) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, konuşmasında; Birleşmiş Milletler raporlarına göre tarım sektörünün, dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 70' ini oluşturduğuna; su stresi altındaki ülkeler arasında yer alan Türkiye' de ise bu oranın daha da yüksek olduğuna değindi. 2026–2035 Ulusal Su Planı' na göre, Türkiye' de kullanılan toplam suyun yüzde 79' unun tarımsal sulamada kullanıldığını ifade eden Selışık; bu nedenle modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, suyun bilinçli kullanılması ve çiftçilere gerekli altyapının sağlanmasının gıda güvenliğinin temini açısından kritik önem taşıdığını söyledi.