"Çocuk güvenliği ve çocuk koruma, aynı bütünün iki tamamlayıcı parçası"

Merhabalar sevgili okurlar.

Bugünkü yazımda Sivil Toplum Geliştirme Merkezi' nin yazı dizisinin son bölümünde olduğu gibi, çocuk güvenliği ve çocuk koruma kavramlarını; "amaç", "odak", "zamanlama", "kapsam", "yönelim" ve "ilkeler" bağlamında karşılaştırmaya çalışacağım.

Bundan önceki iki yazıda, sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavram; 'çocuk güvenliği ve çocuk koruma' ele alındı. Çocuk güvenliği ve çocuk koruma aynı bütünün iki tamamlayıcı parçası olmakla birlikte; odaklandıkları alan, zamanlama ve sorumluluk düzeyi bakımından birbirlerinden ayrılıyorlar.

Amaç bakımından, 'çocuk güvenliği'; örgütle temas eden ya da faaliyetlerinden dolaylı olarak etkilenen tüm çocukların zarar görmemesini amaçlayan önleyici bir çerçeve. 'Çocuk koruma' ise bir risk, ihlâl ya da zarar durumu ortaya çıktığında çocuğun güvenliğini sağlamak üzere devreye giren müdahale süreci.

Haberin Devamı

Odak bakımından, çocuk güvenliği ise;o önleyici bir yaklaşım. Riskleri henüz ortaya çıkmadan fark etmeyi ve ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Çocuk koruma ise, müdahaleci bir yaklaşım; risk ortaya çıktığında ya da bir ihlâl yaşandığında çocuğun güvenliğini sağlamaya yöneliyor.

Zamanlama bakımından, çocuk güvenliği; faaliyet başlamadan önce planlanıyor ve tüm süreç boyunca işlemeyi sürdürüyor. Çocuk koruma ise bir olay, şüphe ya da ihlâl ortaya çıktığında devreye giriyor.

Kapsam bakımından, çocuk güvenliği; örgütün tüm faaliyetlerini, çalışanlarını, gönüllülerini, iş ortaklarını ve kullanılan tüm mekânları kapsıyor. Çocuk koruma ise, risk altındaki ya da zarar gören çocuğa ilişkin hukukî, sosyal ve destek süreçlerini içeriyor.

Yönelim bakımından, çocuk güvenliği; örgütün iç yapısına, çalışma kültürüne ve risk azaltıcı mekanizmalarına odaklanıyor. Çocuk koruma ise; dış paydaşlarla ve çocuk koruma sistemiyle iş birliği kurulmasını, gerektiğinde kamu kurumlarının devreye alınmasını gerektiriyor.

İlke bakımından, çocuk güvenliğinde; önleme, sorumluluk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve risk yönetimi ilkeleri öne çıkıyor. Çocuk korumada ise; çocuğun üstün yararı, gizlilik, müdahale standartları ve kurumlar arası iş birliği belirleyici oluyor.

Haberin Devamı

Kavramsal netlik neden gerekli Çocuk güvenliği ve çocuk koruma, ilk bakışta aynı amaca hizmet ediyor gibi görünüyor: çocuğun zarar görmemesi.Bu nedenle pek çok bağlamda iki kavram birbirinin yerine kullanılabiliyor. Sahaya yakından bakıldığında, bu kavramsal karışıklığın önemli sonuçlar doğurabileceği görülebiliyor. Oysaki bu iki yaklaşım; işlev, zamanlama ve mekanizma bakımından birbirinden farklı. Eğer bu ayrım netleşmezse; çocuk güvenliği ile çocuk koruma birbirine karıştırıldığında, henüz zarar ortaya çıkmadan fark edilmesi gereken riskler gözden kaçabiliyor. Oysa bazı durumların, bir ihlâl gerçekleşmeden önce tespit edilmesi ve önlenmesi gereken uyarı işaretleri olduğunun gözden kaçırılmaması gerekiyor. Örneğin:

Haberin DevamıBir gönüllünün çocuklarla uygunsuz biçimde yakınlaşmasıEtkinlik mekânında mahremiyet açısından riskli bir fiziksel düzen olmasıÇalışanların çocuklarla çevrim içi iletişiminde net sınırların bulunmaması,Fotoğraf ve video kullanımında açık onam alınmamasıGönüllülerin çocuk güvenliği konusunda eğitim almamış olmaları

gibi durumlar, çocuk zarar görmeden önce fark edilmesi ve sistematik biçimde ele alınması gereken risk alanları.

Çocuk güvenliği ile çocuk koruma arasındaki ayrım netleşmediğinde; aslında kolayca engellenebilecek riskler fark edilemiyor, çocuklar zarar görebiliyor, müdahale gecikebiliyor ya da yanlış adımlar atılabiliyor. Aynı zamanda, kavramların belirsizliği; "kim, ne zaman, ne yapmalı" sorusunun da cevapsız kalmasına yol açabiliyor.

Çocuk güvenliği ile çocuk koruma birbirine karıştırıldığında; sahada bir risk fark eden kişinin kime bilgi vereceği, çocuk koruma sorumlusunun hangi aşamada devreye gireceği, yönetimin ne zaman ve nasıl karar alacağı ve hangi durumda kamu kurumlarına bildirim yapılacağı belirsizleşiyor.

Haberin Devamı

Süreç kişisel inisiyatiflere bırakıldığında; bazı riskler "aramızda konuşulup" geçiştirilebiliyor, bazı ağır ihlâller kayda alınmayabiliyor, bazı vakalarda ise gereksiz gecikmeler yaşanabiliyor. Bu belirsizlik hem çocuğun güvenliğini tehlikeye atıyor hem de örgütün hukukî ve kurumsal sorumluluklarını yerine getirmesini güçleştiriyor.

İki kavramı netleştirmek yalnızca kavramsal berraklık sağlamak için değil; hem çocuğun üstün yararını hem de örgütün hukukî ve etik sorumluluklarını güvence altına almak açısından bir zorunluluk. Örneğin; devletin sorumluluğunda olan bir çocuk koruma müdahalesini örgüt içinde çözmeye çalışmak, iyi niyetli bir refleksle "biz halledelim" demek, farkında olmadan hem çocuğun hem de çalışanların yükünü artırabiliyor.

Haberin Devamı

İstismar şüphesini yalnızca aileyle konuşarak çözmeye çalışmak, faile "uyarı" vermek ya da kamu kurumlarını devreye sokmadan ilerlemek; çocuğa zarar verebileceği gibi, örgütün çözüm kapasitesini aşan ağır vakaları üstlenmesine de yol açabiliyor. Bu durumda sivil toplum, az yetkiyle çok sorumluluk almış, üstelik bunu hukukî zeminin dışında yapmış oluyor.

Buna ek olarak, bu durum; çalışanlar açısından tükenmişlik riskini de artırıyor. Çünkü STÖ personeli, yapısal olarak çözüm üretme kapasitesinin ötesindeki vakaları "kendi omzunda" taşımaya başlıyor.