Yas'ın ve umudun sesleri…

İşgal edilen coğrafyaların şarkıları, ağıtları kısadır. Beş-altı dakikaya hayat sığar. Kerkük türküleri de öyledir, göç türküleri de sürgün gurbet şarkıları da.

Geçmişten gelen bu sesler bugün de yüreğimizi sızlatır. Günümüzde yaşanan acıları gelecek nesillere en iyi anlatacak olanlar da yine sanatçılar. Günümüzde de sayıları giderek azalsa da böyle sanatçılar var. İki divadan örnekler vermek istiyorum. Birincisi genç bir sanatçı. Tunuslu şarkıcı Emel Mathlouthi... Ait olduğu coğrafyanın acılarına tercüman olan, kendi toplumuna ve insanlığa karşı tanık olduklarını anlatma sorumluluğunu yerine getiren Mathlouhi şarkılarıyla milyonları etkiliyor.

"Tüm yürekleri karanlık ve aç gözlülükle dolduranZorbaların yükselen duvarlarını gördüğün bir dünya..."

Bu itiraz onlarca kitaptan kıymetli. Sanatın dili sadece akla değil ruha sirayet ediyor. Yaşadığı coğrafyanın derdiyle, neşesiyle hemhal olan sanatçılar ancak insanlığı bir ortak paydada buluşturabiliyor. Kilometrelerce öteden, bambaşka dinler ve kültürlerden gelen insanları bir sanat birleştiriyor.

Bu yazıda bahsetmek istediğim ikinci sanatçı Arap dünyasının efsane sanatçısı Feyruz.


GÜLMEYEN DİVA

Filistinli yazar Edward Said'in "Umudun sembolüdür" dediği Feyruz ülkesinin hüznünü yaşayan ve yaşatan sanatçılarının başında gelir. Seslendirdiği şarkıların sözlerini Emel Mathlouthi gibi kendisi yazmıyor, ama söylediği şarkıların hepsi dünyaya bu coğrafyanın hüznünü anlatıyor. Sadece hüznü değil hayatı da anlatıyor. Halil Cibran'ın şiiri onun sesiyle hafızalara kazınıyor.

"Bana ney'i ver ve şarkı söyle, çünkü şarkı gönüllerin dengesidir.

Bana ney'i ver ve şarkı söyle, çünkü şarkılar varlığın sırrıdır..."

Feyruz, Filistinli çocukların acısını yüreğinde hissettiğini her fırsatta sanatı ile anlatmış ve anlatmaya devam ediyor. Şehirlerin Çiçeği isimli şarkısını 1967'de de Arap-İsrail savaşının yenilgisinin ardından Kudüs için"Ev bizimdir Kudüs bizimdir, elimizle Kudüs'ün şanını geri alacağız..." dizeleriyle seslendirmişti. ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliği Kudüs'e taşındığında "Ne Zamana Kadar Ya Rab"isimli ağıtı siyah bir kıyafetle kilisede söylemişti.

O, sadece Arap dünyasının değil dünyanın da tanıdığı bir diva! "Dünyada ezilen coğrafyalarda kadınlar ve çocuklar gülmeden gülmeyeceğim" diyen Feyruz'un hiçbir konserinde gülümsediği görülmemiş.

Geçen ay medyada yer alan bir haber, Arap dünyasının bu büyüleyici sesinin, oğlunun cenaze töreni için evinden çıktığını ve taziyeleri kabul ettiğini söylüyordu. Genellikle dışarı çıkmayan 80 yaşın üzerindeki sanatçının oğlunun cenazesinin ardından yürümesi, taziyeleri kabul etmesi gerçekten haber değeri taşıyordu. Çünkü Feyruz Arap dünyasının en önemli kültürel sembolü, Arap coğrafyasının sınırlarını sesi ile çizen bir sanatçıydı. Bu nedenle yıllar sonra dışarı çıkmasına dair haberi okurken bu coğrafyanın acı kaderini müziğiyle ses veren, ruhuyla anlatan bu sanatçıyı size biraz anlatmak istedim. Tabii en büyük kaynakçam bir Ümmü Gülsüm ve Feyruz hayranı olanı Prof. Dr. Namık Sinan Turan'dır. Hocam anlatsa eminim çok daha güzel anlatır ve söze "Arapça konuşulan coğrafyalarda radyoların sabah saatleri Feyruz'a ayrılırdı, akşam üzerleri ve geceler ise Ümmü Gülsüm'ündür" diye başlardı. Sinan Turan Hoca, Feyruz'un Aynasında Ortadoğu isimli makalesinde Feyruz'un farkını şöyle anlatır: "Ümmü Gülsüm geleneğin sesidir. Feyruz ise gelenekten modern zamanlara uzanan Arap müzik geleneğinin başkahramanlarından birisidir. Gelenekten beslenen ama onunla yetinmeyen bir tarzın yaratıcısıdır."

Ortadoğu ve İslam coğrafyasında kadın konularını çalışan birisi olarak benim açımdan Ümmü Gülsüm ve Feyruz'un hikâyelerini önemli kılan, seslerinin güzelliği kadar erkek egemen bir toplum içinde ses ve müzikleriyle Arap kültürünün bayrağını taşımalarıdır.