Geçen haftalarda "Her şeyin şafağındayız" diye yazmıştım. Venezuela derken İran gündeme geldi. İran meselesini daha başka bir yazıya bırakarak Venezuela ekseninde "Trump kime ne mesaj verdi" sorusuna odaklanmak istiyorum.
Trump diplomasi dilini, incelikleri görünür zeminde bir tarafa bıraktı. İlgilendiği tek şey Amerikan menfaatlerini korumak. Çok yakın tarihte 2011'de Arap Baharı'nı başlatan olaylar zincirinin içinde Tunus'tan Bin Ali'nin eşi ile birlikte gönderilmesini de yine ABD gerçekleştirmiş, ancak bunu örtük biçimde yapmıştı. Obama döneminde gerçekleşen bu operasyonlarda iktidar ve sistem değişikliğine gidilmiş, Bin Ali ve ailesi Suudi Arabistan'da misafir edilerek adeta silinmişlerdi. Geçmişte darbeler kadife eldivenlerle yapılırken artık o eldivenler çıkmış durumda.
Trump dünyaya "Benimle birlikte ve istediğim şekilde hareket etmezseniz başınıza her şey gelebilir." diyor. Konuyu salt Çin'e petrol satışına -ki Venezuela petrolünün %60'ı Çin'e satılıyor- ve petrol rezervine bağlamak mümkün değil. Bunlar sebep katmanlarından birkaçı sadece.
Maduro'ya darbe Venezuela ile ilgili Trump'ın iddialarını tek başına çözmeye yeterli değil elbette. Çünkü orada bu ekosistemi yöneten birçok isim halen mevcut ve sistem de devamla duruyor. Ancak yine de konuya özellikle soğuk savaşın bitmesiyle 1990'da başlayan ve bugüne uzanan yasadışı kapitalizm -kara para- ile mücadele ekseninde de bakabiliriz. Yasal kapitalizmin denetlenmeyen, hiçbir yükümlülük altına girmeyen yasa dışı kapitalizm ile mücadelesi ve Trump'ın değil kapitalist sistemin aklı olarak da görebiliriz.Turbo-Kapitalizm: Küresel Ekonomide Kazananlar ve Kaybedenler ismiyle bir kitap yazan Edward Luttwalk, yasadışı kapitalizmin oluşturduğu alacakaranlık bölgelerinin Amerikan müesses nizamı açısından oluşturduğu riski alacakaranlık bölgeleri metaforuyla anlatıyor. Trump alacakaranlık bölgelere tahammül etmiyor.
***
Petrol şirketleri açısından konu bir hayli çetrefilli. Petrol rezervi büyük ama ham petrolün çıkış maliyeti bir hayli yüksek. Bölgede çalışan Amerikalı üç büyük enerji şirketi Chevron, Exxon ve ConocoPhillips, Maduro'nun kaçırılmasından önce kendileriyle bir görüş alışverişinde bulunulmadığını söylüyorlar. Chevron, Venezuela'da ağır ham petrol üreten sahalarda hâlen faaliyet gösteren tek Amerikalışirket ve Venezuela'dan Amerika'ya körfez kıyısına yaklaşık 150 bin varil ham petrol ihraç ediyor. Exxon ve ConocoPhillips'in projeleri yaklaşık 20 yıl önce Hugo Chavez döneminde kamulaştırılmıştı.
Amerikan petrol şirketleri uzun süre altyapı eksikliği, siyasi gelecek ve ABD politikaları konusundaki belirsizliklerin yatırımı zorlaştıracağı gerekçesiyle bölgeye yanaşmadılar. Ayrıca Chavez dönemindeki kamulaştırmalar nedeniyle hukuk yoluyla tazminat arayışları hâlen sürüyor. Exxon 2007'de ülkeden çıktıktan sonra tahkim süreçlerinde yer aldı. İşin petrol şirketleri cephesi böyle. Uzmanlar Venezuela'da petrolün yüksek maliyeti nedeniyle şirketlerin risk alıp bölgeye gelmesi için on yıllık bir süreci öngörüyorlar. Trump faktörü, Maduro'nun gitmesi şirketlerin motivasyonu için tek başına yeterli faktör değil.
***
Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Taşansu Türker, Pax Amerikana politikasının bittiğinin, onun yerini Trump ile birlikte Amerikan Helenizmi'nin aldığını söylüyor. Trump dünyaya bir İskender gibi bakarken aynı zamanda barış kuruculuğuna da soyunuyor, lakin barış kuruculuğu ahlaki-etik kodlar olmadan olmaz!
***
İkinci sorumuz Trump'ın Amerikan seçimleri yaklaşırken kendi seçmenine nasıl bir mesaj verdiği. Trump'a oy verenler Amerika'nın yurt dışı maceralarına sıcak bakan bir grup değil. Paleoconlardan çıkan bir grup olan MAGA'lar Amerika'nın kaynak ve imkânlarının dış ülkelerde değil içeride sarf edilmesi gerektiği görüşünü savunuyorlar. Dış müdahalelere sıcak bakmıyorlar. Trump seçmeni buna rağmen Maduro olayına karşı sessiz kaldı. Bu sessizlikte tek bir Amerikan vatandaşının ölmemesinin ve metodun etkisi büyük. Trump seçmeninin en hassas olduğu ve siyasi söyleminin temel paradigmasını oluşturan göçmen düşmanlığı da -Venezuela'dan ABD'ye yönelik göçmen akışı düşünülürse- seçmen sessizliğinin sebeplerinden birisi olabilir.
Diğer yandan Trump, Reagan'dan sonra Amerikan sağında tarihte iz bırakan lider olmak istiyor. Reagan'ın etkisi hâlâ aşılabilmiş değil. Reagan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerini dağıtan, Soğuk Savaş dönemini bitiren sağ liderdi. Diğer taraftanher ne kadar çağı kapansa da komünizm ve onu temsil eden değerlerle mücadelehâlâ Amerikan sağınıntemel kodları arasında yer alıyor. Trump bir taraftan da Küba'yı devirerek komünizmi tarihe gömen lider olmak istiyor.
***
Maduro operasyonu Amerika'yı petrol piyasalarını kontrol eden tek güç haline getirdi. Doların değerini etkileyen bu sürecin önemini biraz geriden alarak anlatmanın oynatılan taşın önemini daha iyi anlamayı sağlayacağını düşünüyorum. Bugün olan biten her şey aslında İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzen ile ilgili. Bretton Woods da bu düzeni kuran toplantılardan birisiydi.
DOLARLI PARA DÜZENİ…1944 Haziran'ında ABD'ninBretton Woods kasabasında 44 ülkeden delegelerin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Delegeler yeni uluslararası para sistemini ve onu kollayacak uluslararası örgütü, yani IMF'yi hep birlikte kurmayı kabul ettiler. IMF'nin yeni sistemi esas itibarıyla altın alım satım standardıydı, şu farkla ki sterlinin yerini bu defa IMF'nin mimarı ABD'nin para birimi dolar almıştı. Doların altın karşılığı 35 dolar =1 ons altın denkliğiyle açıklanmış ve böylece ABD doları altın karşılığı basılmaya devam etmişti. Doların altın karşılığında basılması, rezerv para birimi haline gelmesine sebep oldu, sene 1946. Bu gelişmeyepetrol ve altın gibi çok önemli iki malın dolarla fiyatlandırılıyor olması da büyük katkı yaptı.

5