Postmodern dünyada milliyetçilik...

Milliyetçiliğin retoriği nedir

Bu kavram tarihin akışı içinde farklı anlamlarla tartışılır. Ancak bugün bildiğimiz anlamda milliyetçilik terimini ilk kullanan Alman filozof J. G. Herder'in 18. yüzyıl sonlarındaki çalışmalarında rastlandığı ve ondan sonra 19. yüzyılda milliyetçiliğin genel dil kullanımına girdiği bilinmektedir. Herder'e göre millet, doğal bir bitki ve aile gibidir, sadece daha fazla dalı vardır. Milletin esas olarak dili ve kültürleriyle oluştuğunu ifade eden Herder, bu süreçte gündelik yaşamdaki ritüellerin, geleneklerin ve pratiklerin önemine dikkat çeker. İnsanların yaşamı anlamlandırdıkları hikâyelerin, halk inançlarının ve mitlerin de bu sürecin merkezinde olduğunu vurgular. Kültür ve özel olarak bir dilin bir milleti benzersiz olarak belirlediği iddiası Herder'in dışında 19. yüzyıl Avrupa düşünürlerinin özellikle Schlegel, Fichte ve Schleiermacher'in de ortak vurgusudur.

Yine bugün milliyetçilik çalışmalarında, milletlerin doğal verili sabit yapılar olduğuna inanan çok az akademisyen vardır. Günümüzde milletlerin, ulusların tarihsel olarak inşa olmuş yapılar olduğuna dair ortak bir görüş hakimdir.

Milletler ve milliyetçilik kapitalizm, sanayileşme, merkezi devletlerin kurulması, laikleşme gibi modern gelişmelerin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Milletler, milliyetçilik çağına aittirler. Devlet milleti kurmuştur, millet devleti değil. İdeolojilerin her ülkede kendi tarihsel, kültürel biçimini aldığını akıldan çıkarmamak lazım.

Tarihin seyri içinde ortaya çıkmış bu kavramlar bugün yine aynı seyir içinde biçim değiştiriyor. Modernizmin kavramlarıyla ve tarifiyle postmodern toplum artık tanımlanamıyor. Esnek yapıların ayakta kalacağı postmodern dünyada siyaseti yeniden düşünürken belki de demokrasinin sürdürülebilir olmasını sağlayan başka formları düşünmek gerekiyor.

***

Türkiye'de ilim, siyaset ve fikir muhitlerini kaybediyoruz. Kaybediyoruz derken benzer fikirlerin dillendirildiği muhitlerimiz var, ancak farklı fikirleri bir arada konuştuğumuz muhitler kayboldu. Bunları yeniden inşa etmek için gayret etmek gerektiğine inanıyorum.

Yakın siyasi tarihimizi şekillendiren monolitik siyasi yapıları çoğullaştıran bu muhitler oldu. Laiklik ile dindarlığın en çatışmalı dönemlerinde 1970'li yıllarda yenilikçiler-ıslahatçıların bir arada olabileceği konuşuluyordu. Zıt partilerin bir araya geldiği dönemler de bu yıllara dayanır.

Türkiye 1973'te CHP-MSP koalisyonu ile bunu tecrübe etti. Ecevit, "Dindarlık ile laikliğin ve ekonomik alandaki ilericiliğin çeliştiği şeklindeki tarihi yanılgı silinecektir" diyordu. İktidar artık monolitik olmaktan çıkmıştı. İlk kez Kemalist elitin yanında bir merkez gelmişti. Milli Selamet Partisi ile dinsel güçlerin bir siyasal parti etrafında örgütlenmesi ve iktidara katılması meşrulaşmıştı. Yine Ecevit Türkiye'de imam-hatiplerin ve kız imam-hatiplerin açılmasına da izin vermişti.